Editör
ALİ SAMİ PALAZ
SOSYAL MEDYA
SAZANLIĞI
Eskiden “yol bizi nereye götürürse”oraya giderdik, içimizde keşif arzusu olurdu. Şimdilerde ise sosyal medyanın bize dayattığı dünyanın dört bir yanındaki belirli popüler noktalara akın ediyoruz. Keşif arzusu, yerini telefonumuzun ekranındaki bir kadrajı onaylatma mesaisine bıraktı. Nereye gideceğimize, ne yiyeceğimize ve hatta neyi "güzel" bulacağımıza artık biz değil, beğeni sayıları ve yapay zekâ algoritmaları karar veriyor. Böylece her birimiz birer dijital köleye dönüşüyoruz.
FARELİ KÖYÜN KAVALCISI
VS DİJİTAL KAVALCILAR
Bu durumu anlatmak için Fareli Köyün Kavalcısından daha iyi bir örnek bulamazdım. Modern dünya adeta devasa bir "Fareli Köyün Kavalcısı" masalına dönüştü. Elindeki akıllı telefonuyla birer dijital kavalcıya dönüşen influencer’lar ve fenomenler, o sihirli filtrelerin ve algoritmaların ezgilerini çalmaya başladığında; binlerce insan neyi, neden takip ettiğini sorgulamadan peşlerine takılıyor. Masaldaki farelerin büyülü melodiyle nehre sürüklemesi gibi günümüz sosyal medya sazanıları da, dijital okyanusta yitip gidiyor.
Bu sazanlık hali bizi sadece mekânlarla sınırlamıyor; damaklarımızı da esir alıyor. Bir restoranın önündeki kilometrelerce uzanan kuyruk, artık o yemeğin lezzetinden çok, mekânın "etiketlenebilir" olma gücünü temsil ediyor. Sırf popüler bir kare yakalamak için saatlerce bekleyen kitleler, hemen yan sokaktaki gerçek bir ustanın elinden çıkan lezzetleri ıskalıyor. Bu bize midenin açlığından ziyade egonun onaylanma açlığının olduğunu gösteriyor.
Başka bir editör yazımda turist ile gezgin arasında ki farkı yazmıştım. İkisi arasında ki farkı bu konuya uyarlayacak olsam şöyle derdim. Turist ekranda gördüğü kareyi onaylatmaya gider, gezgin ise o karenin dışında ki hayatı yaşamaya. Unutmayın seyahat bir başkasına “ben oradaydım” kanıtı sunmak için değil, “ben bunu hissettim” diyebilmek için yapılır. Gezmek artık bir ‘deneyim’ değil, bir ‘içerik üretme mesaisi’ haline geldi.
Dijital kölelikten kurtulmak istiyorsan, bir şekilde sana yutturulmuş sahte yerler yerine, asıl olan yerlere git. Unutma popüler olan çoğu zaman illüzyondur. Az bilinen ise hakikat.
Bir fotoğraf karesinin peşinden binlerce kilometre gidip, o
karenin hemen bir metre dışındaki kaosu, ticarileşmiş yapaylığı ve fotoğraf
sırası bekleyen yüzlerce insanı görmezden geliyoruz. Algoritmaların bize
sunduğu o parlak ve kusursuz filtrelerin peşinden koştukça, aslında kendi özgür
irademizi de o küçük ekranlara teslim ediyoruz. Nereye gideceğimize, neyi
"güzel" bulacağımıza artık biz değil, beğeni sayıları ve yapay zeka
algoritmaları karar veriyor. Bali’nin huzur maskesi takmış kalabalıklarından
Santorini’nin omuz omuza izlenen gün batımlarına kadar her şey, aslında çalınan
o dijital kavala verilen bilinçsiz bir yanıttan ibaret.
Bu gastronomik körlük masalarımıza da sızmış durumda. Artık yemeğin tadına bakmadan önce fotoğrafını çekiyor, damağımızdan önce takipçilerimizi doyurmaya çalışıyoruz. Bir restoranın önündeki kilometrelerce uzanan kuyruk, yemeğin kalitesinden ziyade o mekanın "içerik üretme" potansiyelini temsil ediyor. Sırf o popüler tabağın bir parçası olmak için saatlerce bekleyen kitleler, hemen yan sokaktaki gerçek bir ustanın elinden çıkan sessiz ama derin lezzetleri ıskalıyor. Midenin açlığından ziyade egonun onaylanma açlığı, gastronomiyi bir sanat olmaktan çıkarıp bir içerik üretim tesisine dönüştürüyor.
Peki, bu dijital büyüden uyanmak mümkün mü? Elbette. Gerçek seyahat; popüler olanın zahmetsizce tüketilmesini değil, az bilinenin sunduğu o emek isteyen hikâyeyi tercih etmektir. Herkesin baktığı yöne bakmak yerine; Bali yerine Lombok’un sessizliğini, meşhur bir restoran yerine mahalle arasındaki isimsiz bir lezzet durağını keşfetme cesaretidir. Çünkü keşfetmek, sürünün bir parçası olmak değil; kimsenin görmediği o sapa yola sapma özgürlüğüdür.
1.Bali (Endonezya)
Yerine: Lombok veya Sumba
Bali artık trafik sıkışıklığı ve beach club gürültüsüyle
boğulmuş durumda.
Lombok: Bali’nin hemen yan komşusu. Bali'nin 20 yıl önceki
hali gibi; bakir plajlar, muazzam sörf noktaları ve görkemli Rinjani Yanardağı
ile çok daha dingin.
Sumba: Eğer gerçekten "egzotik" bir şey
arıyorsan, Sumba'nın geleneksel köyleri ve vahşi atların koştuğu plajları
Bali'nin sunduğu her türlü yapaylığı unutturur.
2. Santorini
(Yunanistan) Yerine: Milos veya Paros
Santorini’de o meşhur gün batımı karesini çekmek için
binlerce insanla omuz omuza mücadele etmen gerekiyor.
Milos: Volkanik geçmişi sayesinde "ay yüzeyi"
gibi bembeyaz kayalıkları ve turkuaz mağaraları var. Santorini’den çok daha
çarpıcı plajlara sahip ve henüz o kadar "istila" edilmedi.
Paros: O meşhur begonvilli dar sokakları ve beyaz evleri
Santorini kalabalığı olmadan yaşayabileceğin, çok daha samimi bir ada.
3. Amalfi Kıyıları
(İtalya) Yerine: Tropea veya Cilento
Positano ve Amalfi artık adım atılamayacak kadar kalabalık
ve fiyatlar astronomik.
Tropea (Calabria): İtalya’nın "çizmesinin"
burnunda yer alır. Kayalıkların üzerine kurulu şehir manzarası Amalfi’yi
aratmaz ama plajları çok daha geniştir ve gerçek İtalyan mutfağını yerel
fiyatlarla yiyebilirsin.
Cilento: Salerno’nun biraz güneyinde, Amalfi’nin hemen
bitiminde başlar. UNESCO korumasındadır, turistten ziyade İtalyanların tercih
ettiği, doğası bozulmamış bir bölgedir.
4. Kyoto (Japonya)
Yerine: Kanazawa
Kyoto’daki Gion bölgesinde geyşa görmek ya da tapınaklarda
huzur bulmak artık imkansız gibi bir şey; her yer selfie çubuğu dolu.
Kanazawa: "Küçük Kyoto" olarak bilinir. İkinci
Dünya Savaşı'nda bombalanmadığı için samuray ve geyşa mahalleleri tamamen
orijinal kalmıştır. Japonya'nın en güzel bahçelerinden biri (Kenroku-en) buradadır
ve Kyoto'daki o kaosu burada yaşamazsın.
5. Hallstatt
(Avusturya) Yerine: Grundlsee
Sosyal medyada gördüğün o meşhur köy Hallstatt, artık bir
"açık hava müzesi" kıvamında ve köylüler turistlerden bıkmış durumda.
Grundlsee: Hemen yakınındaki bu göl, aynı Alp manzarasını sunmasına rağmen çok daha sakin. Çevresindeki köylerde hala insanlar normal hayatlarını yaşıyor, sokaklarda huzurla yürüyebiliyorsun.
6.İzlanda: Mavi Göl
(Blue Lagoon) Yerine Myvatn Doğal Banyoları
Sosyal medyanın İzlanda denince dayattığı tek yer Blue
Lagoon. Oysa burası aslında bir jeotermal santralin atık suyundan oluşmuş,
tamamen ticari ve aşırı pahalı bir yer.
Gerçek: Kuzeydeki Myvatn bölgesi, hem gerçek volkanik
doğayı hissetmek hem de aynı mineralli sulara, binlerce turistle omuz omuza
çarpışmadan girmek için gerçek gezgin rotasıdır. Yazında bunu,
"Endüstriyel bir havuzda poz vermek mi, yoksa yer kabuğunun nefesini
hissetmek mi?" diye sorgulayabilirsin.
7. Tayland: Maya Bay
(The Beach) Yerine Koh Kood
Leonardo DiCaprio’nun filmiyle efsaneleşen Maya Bay,
kirlilik ve aşırı turizm nedeniyle ekosistemi çöktüğü için defalarca kapatıldı.
İnsanlar hala orada bir "yalnızlık" karesi yakalamaya çalışıyor ama
arkalarında yüzlerce sürat teknesi var.
Gerçek: Kamboçya sınırına yakın Koh Kood, Tayland’ın 30 yıl
önceki bozulmamış halidir. Kristal sular, dev palmiyeler ve o meşhur
"ıssız ada" hissi burada hala gerçektir.
8. Peru: Machu Picchu Yerine Choquequirao
Machu Picchu artık günlük ziyaretçi kotasıyla, sırayla
gezilen bir açık hava müzesine dönüştü.
Gerçek: Machu Picchu'nun "kız kardeşi" sayılan
Choquequirao’ya sadece iki günlük zorlu bir yürüyüşle ulaşılabiliyor. Henüz
yolu yok, teleferiği yok. Oraya giden kişi "tüketici" değil, gerçek
bir "fatihtir". Popüler olanın zahmetsizce tüketilmesini, gerçek
olanın ise emek istediğini vurgulamak için müthiş bir örnek.
9. Fas: Şafşavan
(Mavi Şehir) Yerine Moulay Idriss Zerhoun
Instagram'da herkesin mavi duvarlar önünde poz verdiği o
şehir, aslında bazen bir film setinden farksız hissettiriyor.
Gerçek: Fas'ın en kutsal kasabası kabul edilen Moulay Idriss Zerhoun, tepelere kurulu yapısı ve derin maneviyatıyla Fas’ın gerçek ruhunu taşır. Mavi duvarlar fotoğrafta güzel çıkar ama bu kasabanın sarı-beyaz sokaklarındaki o tarih kokusu ruha hitap eder.
Sosyal
medya bizi FOMO (bir şeyleri kaçırma korkusu) ile tetikliyor.
Herkes aynı kapının önünde fotoğraf çekilince orası "gidilmesi gereken tek
yer" sanılıyor. Oysa gerçek gezginlik, o popüler fotoğraf karesinin 50
kilometre ötesindeki sessiz kasabayı keşfetmektir.