Acelen Ne ?

Editör
Ali Sami Palaz
alisamipalaz@gmail.com

Birazdan aktaracağım sözün hikâyesini dinlemişsinizdir ya da en azından sözü duymuşsunuzdur: “O kadar hızlı gittik ki ruhumuz geride kaldı.”. Olay özetle şöyle: Meksika’da İnka Tapınaklarına çıkmak isteyen arkeologlar bir an önce tapınakların bulunduğu yere ulaşmak için acele ederler. Arkeologlara yardımcı olan yerliler ise yolun bir yerinde oturup saatlerce bekler ve yola öyle devam ederler. Bunun sebebini soran aceleci Arkeolog’a yaşlı rehberin cevabıdır bu söz.

Hem zamanın hızla akıp geçmesinden şikâyet ediyoruz hem de yaptıklarımızla zamanın hızlanmasına sebep oluyoruz. Düşünün bakalım! Hangi işinizi aceleden uzak, sakinlik içerisinde yapıyorsunuz? Yemek mi? Sanmıyorum! Araba kullanmak mı? O da değil! Gezmek mi? O da koştur koştur!.. İbadet mi? Tabii ki hayır?..

Hakkı verilmeden yapılan her şey; bize, toplumumuza, dünyaya zarar veriyor. Olağan akışında yapılmayan her şey ruhumuzun gerilerde kalmasına sebep oluyor. Bir papatya açmak için acele etmez. Bebek 4 aylıkken doğup 5 ay kâra geçeyim, demez. Şeftali vaktinden önce olgunlaşayım, diye yırtınmaz. Şartların zorlanması bazen işe yarıyor gibi görünse de, aslında hayat döngüsünde kırılmalara ve dolayısıyla hayatımızda onarılması güç, bazen imkânsız yıkımlara sebep olur.

Bir menekşenin rengini doyasıya seyretmiyorsak,   gülün kokusunu içimize çekmiyorsak, çileğin lezzeti üzerine kafa patlatmıyorsak, kısacası bizim için yaratılmış tüm bu güzellikleri içimize sindire sindire yaşamıyorsak, söyler misiniz biz niçin yaşıyoruz?

Tüm bu koşuşturmalarını ne için yaptığını bir düşün. İyi, tamam, her şeyi aceleye getirdin; gittiğin ülkeyi alelacele gezdin, yemeği atlılar peşinden kovalıyormuşçasına yedin, ibadetini yasak savarcasına yaptın… Tüm bunların sonucunda ne elde ettin? Para, makam, şöhret!?.. Eee, sonra? “Daha ne olsun!” diyorsun öyle mi? Öyle diyorsan devam et ama şu soruyu tekrar tekrar kendine sor lütfen: Niçin yaşıyoruz ve niye buradayız?

“Önemli olan varılacak yer değil, yolculuğun kendisidir mutluluk.” demiş Waldo Emerson. Kısmen katıldığım bir söz. Bana göre yol da varılacak yer de önemlidir ve mutluluk kaynağıdır. Ama biz ne yolun ne yolculuğun farkındayız ne de nereye varacağımızı biliyoruz. Her bir şeyi harala gürele yapıyoruz, öylesine yaşayıp gidiyoruz hayatı…

Ömür bitip yol bitmeyeceğine göre… Mevsimidir, bir tatlı huzur için yavaşlayalım; yedi verenli, hanımelili bir yolun kenarında bir tutam iğde kokusuyla… Bir seher vakti…

Gülümseyişle…