Yalnız Gezgin'in Tuvali

Dünyayı bir define sandığına benzetiyorum. Diller, felsefeler, geleneklerden oluşan uçsuz bucaksız bir hazine. Her seyahatimle birlikte sandığın içinden alabildiğimi alıp çantama koyuyorum. Gün geliyor bir kitaba dönüşüyor, kimi zaman da bir tablo olarak duvarımı süslüyor. 

İşte onlardan bir kaçı: 24 yıldır yalnız seyahat eden bir kadının kaleminden tuvaline yansıyanlar…

Bangkok Yüzen Çarşı’dayım… 

Sabah vakti, gün yeni ağarıyor. Kanallar üzerine kurulu, içinde ulaşımın kanolarla sağlandığı pazardayım. Halk yiyecek ihtiyacını buradan karşılıyor. Tayland’da bulunan “Damnoen Saduk” yüzen çarşıların en ünlüsü. Buraya Bangkok’tan turlar düzenleniyor. Daha önce böyle bir yer görmediğimden çok etkilendiğimi söylemeliyim. Etraf tam bir renk cümbüşü. Halkı yakından tanımak, şehrin stresinden uzaklaşmak ve fotoğraf çekmek için ideal. Buraya gelmişken doğal ortamda yetiştirilmiş lezzetli meyveleri yemeden gitmiyorum…

Goa sahilinde olmak da varmış… 

Nepal’den Bombay’a gidişim uçakla oldu. Orada birkaç gün kalıp güzel bir sahil kenti olan Goa’ya otobüsle geçtim. Burası güney sahillerimizdeki tatil beldelerini andırıyor. “Orhan Pamuk, Hint asıllı yazar sevgilisi ile Goa sahillerinde geziyor.” diye okumuştum bir gazetede. Ne yalan söyleyeyim, kendimle gurur duydum; öyle zengin falan değilim, buna rağmen tek başıma kendi imkânlarımla buralara kadar gelebilmiştim...

Taman Negara Milli Parkı’na yolculuk…

Kuala Lumpur´da başlayan üç saatlik otobüs yolculuğumun ardından üç saatlik oldukça eğlenceli ve bir o kadar heyecan verici kano yolculuğu ile karaya varıyorum. Vahşi doğanın içinde böylesi bir yolculuk, insana dünyanın içinde bambaşka dünyalar olduğunu hatırlatıyor.

Buralara beni getiren asıl sebep Aborjinlerin yaşadığı köyleri görmekti ve nihayet başardım.  Asıl toprakları Avustralya olan yerliler doğal yaşamlarını sürdürmeye çalışıyorlar. Bambulardan yapılmış üç yanı açık, tek odalı kulübelerde yaşıyorlar. Devlet yiyecek ve giyecek yardımı yapıyor. Tip olarak oldukça farklılar. Hiçbir ırka benzemiyorlar. Yüz yapıları, özellikle de burunları ile dikkat çekiyorlar... 

Uzun bir İrlanda seyahati beni bekliyor…

İrlanda doğal güzellikleri bakımından gördüğüm en güzel ülke diyebilirim. Hangi şehrine gidersem gideyim bu düşüncem hiç değişmedi. Hele bir yer var ki ancak cennette olabilir böylesi bir güzellik…

Göl kıyısındaki Kylemore Manastırı büyüleyici görüntüsüyle karşımda duruyor. Burası İrlanda’nın en çok turist çeken eşsiz güzellikteki Connemara bölgesinde yer alıyor. 1871 yılında inşa edilen, 1920’de ziyarete açılan Gotik yapının gizemli bir görüntüsü var…

Pek çok kişinin hayallerini süsleyen Küba’nın bahçesi Vinales’teyim…

Mola verdiğimiz yer oldukça turistik, dolayısıyla tur firmalarının uğrak yeri olmuş. Buranın özelliği, ‘Mural de la Prehistoria’ adlı tarih öncesinin duvar resminin bulunması. Dünyanın en büyük açık hava tablosu olan resim evrimin gelişimini anlatıyor. Fidel Castro tarafından yaptırılan 120 m. yüksekliğinde, 180 m. genişliğindeki devasa resimde figürler tarih boyunca bu bölgede yaşamış canlıları simgeliyor. Yakınında ziyaretçilerin mola verdikleri şirin bir açık hava restoranı bulunuyor…

Noavo Kalesi ziyareti…

Napoli gezimin bir durağı da şehrin görkemli yapılarından biri olan Castel Noavo oldu.  Görkemli yapı şehirde görülmesi gereken yerlerin başında geliyor. Burası bir zamanlar kraliyet sarayıymış. 13. Yüzyıldan kalma şato, Anjolu Charles için inşa edilmiş. Şatonun bir bölümünde Civico Müzesi yer alıyor. Terasından seyredilen liman manzarası ise muhteşem.

Meşhur ada Capri’deyim…

Adını duymayanınız yoktur. Filmlere konu olan, sosyetenin tatil mekânı, ünlü yıldızların yaşadığı şu meşhur ada Capri… Napoli’ye gelip burayı görmeden gitmek olmazdı...

Ada merkezi tepeye kurulmuş. Asansörle ya da yürüyerek çıkmanız mümkün olduğu gibi Anacapri ve merkeze limandan otobüsler kalkıyor. Buraya gezmek için geldim deyip yürümeyi tercih ediyorum. Yaklaşık elli dakikada Capri’nin merkezi Piazza Umberto I’e ulaşıyorum. Meydanda 17. yüzyıldan kalma Torre del Orologio saat kulesi, Santo Stefeno Kilisesi ve manastır Certosadi San Gracoma ziyaret edilmesi gereken yerler. Bu bölge adanın en hareketli yeri. Turistik eşya satan dükkânları, kafe ve restoranları ile cıvıl cıvıl…

Masal göl Bled…

Lubiyana’ya 55 km mesafedeki Bled Gölü kıyısındayım. Burası dünyada gördüğüm en güzel göllerden ikincisi. Birinci sırayı Nepal’deki Pokara Gölü alıyor. Bled deyince fotoğraflarda, kartpostallardan da anlaşıldığı üzere gölün ortasındaki ada ve üzerindeki kilise akla geliyor. Adaya botla ulaşmak mümkün. Göl çevresindeki kafelerde keyif yapan insanlara rastlıyorum. Havanın soğuk olmasına aldırış eden yok. Kıyı şeridi yürüyüş yapanlarla dolu. Ben de onlara katılıyorum. Dünyanın en güzel göllerinden birini seyrederek yürümek inanılmaz keyifli. Göle girilebiliyormuş. Tatilciler için ideal. Etrafta lüks konaklama yerleri olduğu kadar bütçeye uygun yerlerde bulunuyor…

Bunlar gibi daha birçok güzellik tuvale aktarıldı. ‘Yalnız Gezgin’in Tuvali’ adlı resim sergisine dönüştü. 6-24 Şubat 2017 tarihleri arasında Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Basın Müzesi’nde sanatseverleri bekliyor. 

İnsan ne kadar gezse de hâlâ gitmediği ve gitmek istediği yerler kalıyor. Evet, ne demişler: “Ömür biter, yol bitmez.” Umarım önümde nice yollar vardır; gitmek, yazmak ve resimlemek kısmet olur…



Yazı Ve Fotoğraf
Mehpare Sözener