İnci Kefali, adını sudan zıplarken pullarına vuran güneş ışığının inci gibi parlamasından alır.
Van Gölü'nün kıyısında, mevsim yeniden dönerken bir hareket başlar. Suyun derinliklerinde sessizce yaşayan inci kefalleri, gölün sodalı sularını geride bırakıp akarsulara doğru yol alır. Onları çağıran, toprağın ve suyun binlerce yıldır sakladığı bir sırdır. Yumurtalarını bırakmak, yeni bir hayatın başlangıcına vesile olmak için yola çıkarlar.
Kim bilir, kaç kuşaktır aynı yolun izini sürer bu balıklar?
Akıntı serttir. Önlerinde taşlar, çağlayanlar, aşılması gereken engeller vardır. Bazen suyun üzerine sıçrar, bir anlığına gökyüzüne dokunur gibi olurlar. Sonra yeniden suya karışırlar. Her sıçrayışta biraz umut, her dönüşte biraz daha hayat vardır.
Ve tam o sırada, gökyüzünde başka bir hareket başlar.
Martılar, inci kefallerinin peşinden gelir. Onlar da bu yolculuğun bir parçasıdır. Balıkların suyun dışına taştığı anlar, martılar için yaşamlarını sürdürebilecekleri bir fırsata dönüşür. Birinin hayatta kalma çabası, diğerinin sofrasına dönüşür.
Doğa, bütün bu olup biteni sessizce izler. Ne bir hüküm verir ne de bir taraf tutar. Yaşam, kendi kuralları içinde akıp gider.
Buraya gelenler İnci Kefali Tabiat Parkı'nda bu büyük döngünün tanığı olur. Her gelen muhakkak Objektifini bazen suya, bazen gökyüzüne çevirir. Bir karede akıntıya karşı direnen bir balığı, bir başka karede kanatlarını açarak ona yönelen bir martıyı görürüz. Kimi zaman bir balığın son sıçrayışına, kimi zaman bir kuşun sabırla bekleyişine tanık oluruz.
Ancak bu fotoğraflar, yalnızca bir avın ya da bir göçün görüntüleri değildir.
Onlarda hayatın çelişkileri, doğanın acımasız görünen ama kendi içinde dengeli düzeni ve her canlının var olabilmek için verdiği mücadele vardır. Bir balık, doğduğu göle dönmek için akıntıyla savaşırken bir martı, kendi yavrularını doyurmanın telaşındadır. Aynı suyun, aynı gökyüzünün altında birbirine değen iki ayrı hayat…
Belki de bu serinin en dokunaklı yanı burada saklıdır.
İnsan, fotoğraflara bakarken yalnızca balıkları ve martıları görmez. Kendi yolculuklarını da hatırlar. Aşmak zorunda kaldığı engelleri, yetişmeye çalıştığı yerleri, bazen bir başkasının umuduna dönüşen kendi mücadelesini…
Çünkü yaşamak, her canlı için başka bir anlam taşısa da ortak bir gerçeği vardır: Hiçbir hayat, kendi başına ve bütünüyle bağımsız değildir.
İnci kefalleri akarsulara doğru ilerlerken martılar gökyüzünde onları izler. Fotoğrafçı ise bu karşılaşmayı zamana emanet eder. Birkaç saniyelik o anlar, artık yalnızca suyun ve gökyüzünün değil, insan hafızasının da bir parçasıdır.
Van Gölü'nün kıyısında, bir balığın sudan yükseldiği ve bir martının kanat çırptığı o kısacık anda, doğa bize uzun bir hikâye anlatır.
Kimi hayatlar akıntıya karşı yüzerek, kimileri gökyüzünde süzülerek devam eder. Biz ise bazen yalnızca bir fotoğrafa bakarak, hayatın ne kadar büyük ve birbirine bağlı bir hikâye olduğunu fark ederiz.
İNCİ KEFALİ (Uçan Balık) GÖÇÜ VE AV YASAĞI
İnci kefalinin üreme ve göç dönemi her yıl 15 Nisan ile 15 Temmuz arasındaki 90 günlük süreci kapsar. Neslini korumak amacıyla her yıl bu tarihler arasında inci kefalinin avlanması, satılması, taşınması yasaktır. Uçan balık denilmesinin nedeni ise üremek için Van Gölü’nden tatlısu akarsularına göç ederken akıntıya karşı yüzer ve engelleri zıplayarak aştığı için böyle adlandırılır.Gçö sırasında hiç beslenmezler. Ayrıca Van balığı olarak da bilinir.
Endemik bir tür olan İnci Kefali,dünyada sadece Van Gölü’nün tuzlu ve sodalı suyunda yaşar.
Yazı ve Fotoğraf
Yazı ve Fotoğraflar Mehmet Kılıçoğlu (Türkiye Fotoğraf Sanatı Federasyonu (TFSF Başkanı)