
Yaşadığımız şehri keşfetmek istiyorsak galiba bir yabancıymış gibi yaklaşmak gerekiyor. Deli bir ırmak gibi akıp giden bir hayatın içindeyiz. Her gün koşuşturmaca içinde aynı yollardan geçip gidiyoruz. Öyle bir telaş içindeyiz ki etrafımızdaki güzellikleri fark edemiyoruz bile. Bazı zamanlar kentin boğucu havası sıkıyor, bunaltıyor insanı. Yıllardır aynı şehirde yaşayanların kaderi bu galiba. Yaşadığı şehirdeki değişiklikleri fark edemeyen, çocukluğundaki sıcaklığı arayan ama baktığında sadece betonarme binaları gören bireyleriz çoğumuz. Düzensiz kentleşme, trafik derken bu duruma alışıp gidiyor, yadırgamaz hale geliyoruz. Belki de umursamazlık…
Konyalı olmasam da kırk yılı aşkın bir zamandır Konya’da yaşıyorum. Çocukluğumda ve gençliğimde bana kimsenin anlatmamasından dolayı eski bir başkentte yaşadığımı sonradan öğrendim. Etrafımdaki güzellikleri geç fark ettim. Çocukluğumdan gençliğime geçiş yıllarıydı. O zamanlar Muhacir pazarında Furkan Dede mescidinin tam karşısında bir apartman dairesinin zemin katında yaşıyorduk. İlk elifba derslerimi de tahta minaresi olan Furkan Dede mescidinde, Osman Dededen aldım. Furkan dede mescidi, uçuk mavi boyalı, tahta minareli bir mescitti. Cami görevlisi Osman Dede, fahri imamlık yapan bir pir-i fani idi. Bembeyaz sakalları ve mahalleli tarafından hayırsız addedilen bir oğlu vardı. Osman Dede, hak vaki oldu ve rahmet-i rahmana kavuştu, biz de o mahalleden taşındık.
Seneler geçip de Konya’nın kültürünü, tarihini, tarihi eserlerini araştırma hevesi (aşkı) içime doğunca ilk o mescide gittim. Baktım ki tahta minarenin yerinde yeller esiyor. Caminin din görevlisi ile konuştuğumda bir sürü şikayet dinledim. Meğer din görevlisi arkadaş camiyi tadilat ettirmek için, haliyle eskimiş olarak gördüğü tahta minareyi yıktırmış. Furkan Dede Mescidini minaresiz, dört köşeli (yapının oluşturduğu ilk intiba çok soğuk geldiği için bu tabiri kullanıyorum) güzel boyalı bir camii haline getirmiş. Kızıyordu ve anlayamıyordu hakkında niçin soruşturma açıldığını. Ben de diğer çardak minarelerin başına aynı şeyler gelmeden aynı tipteki mescitleri tespit etmek kayıt altına almak için çalışmaya koyuldum. Haliyle çalışmamın çapı genişledi, akademik bir disiplinim olmadığı için mi nedir bilmem, o gün bu gündür Konya’yı dolaşırım ve nerede eskiye dair bir şey varsa kayıt altına almaya çalışırım.
Tahta minareler diğer bir deyimle çardak/ahşap minareler 19. Yüzyılın sonu ve 20. Yüzyıl başına tarihleniyor. Aziziye caminin 1867 yılında barok usulüne göre yeniden yapılması diğer yapı ustalarına özellikle ahşap ustalarına ilham oluyor. ***Aziziye minare resmi***
Konya da kapısından büyük pencereleri olan camii diye bilinen, İbrahim Hakkı Konyalı üstadın deyimiyle “muazzam kesme taş”tan bu caminin minareleri Konyalı ahşap ustalarına ilham kaynağı olsa gerek. Saha araştırmalarımda Konya’da 40 civarında ahşap minareli cami/mescit tespit ettim. Bu mescitlerin kahir ekseriyetinin minareleri, Aziziye Cami minarelerinin ahşaptan yapılmış şekline benziyor.*** herhangi bir Ahşap minare****
Konya gezilerimde çardak/ahşap minarelerin 3 tip olduğunu gördüm. Birinci tip ahşap minareler yukarıda bahsettiğim gibi Aziziye cami minarelerini örnek alarak yapılan minarelerdi. Ahşap ustaları minareleri ana yapıya farklı şekillerde monte etmişler.
Kimi usta, Şaz Bey mescidinde (Akcami) olduğu gibi giriş kapısının üstüne koymuş minareyi .*** Şazbey***
Bazı ustalar Tahtatepen Hacı Adil camiinde olduğu gibi küt bir biçimde çatının üstüne gelecek şekilde planlamışlar.*** tahtatepen****
Bazıları da Şeyh Ulema İşgalaman camiinde olduğu gibi uzun ve bağımsız bir minare olarak tasarlamışlar. ***Şeyh Ulema***
Tabii ki minareye girişler içerden ve yağlı boya ile boyanmış küçük bir tahta kapıdan oluyor. Araştırmalarıma rağmen bu minareleri yapan ustaların adı hiç geçmiyor kayıtlarda.
Akören yolu üzerindeki Karaağaç köyünde benzer bir ahşap minare tarzı kullanılmış. Bu tip ahşap minarelere civar köylerde de rastlamak mümkün *** Karaağaç köyü***
Hatta Niğde’nin Bor ilçesinde İstasyon caddesindeki Dabakhane camide de aynı ustalar veya onlara öykünen yerli ustalar ahşap minare formunu kullanmışlar.*** Bor Dabakhane Camii maille gönderdiğim***
İkinci tip ahşap minareler herhangi sanat kaygısı düşünülmeden tamamen işlevsel olarak tasarlanmış. Genelde mescidin yola bakan diş cephesine sundurma tarzında ahşap bir eklenti yapılmış. Müezzin binanın içinden açılan bir kapıyla 1 metrekare alanındaki bu sundurma şeklindeki minareye çıkarak insanları kurtuluşa devet ediyor. Bu tip çardak minareye de Anadolunun çeşitli kentlerinde rastlamak mümkün.*** Sitte i Banu, Bey cami .***
Konya merkezinde Sitte i Banu Mescidi, Gurbi Cedid mahallesindeki Kosova Camii, Şükran Mahallesi mescidi, Saatçi mescidi, Bey sokağı cami, Keçeciler camii bu tip ahşap minareleri kullanıyor. Beyhekim Mescidini eski fotoğraflarında böyle bir ahşap minare görülüyor .
Üçüncü tip ahşap minareler Osmanlı devletinin klasik mimarisine uygun bir şekilde dizayn edilmiş. Konya’da bunun bir örneğine rastladım. Karakayış mahallesindeki Sarı Camii. 1870’li yılara tarihlenen camii geç Osmanlı eserleri arasında gösteriliyor.
Yazı Ve Fotoğraf
Osman Özkan