TÜRK SANAT MÜZİĞİ’NİN BÜYÜK İSMİ SANAT GÜNEŞİ ZEKİ MÜREN’İ ZİYARET

Balık lokantalarının önünden geçiyorum. Bir yokuş çıkıyor karşıma. Güneş enfes, deniz sakin… “Halikarnas’ı geçince…” demişlerdi. Nefes nefese tırmanıyorum... Sonunda ulaşıyorum.

İşte burası! Bahçede beni karşılıyor devasa heykeli. O’nun, “Sanat Güneşi” Zeki Müren’in evindeyim…

Beyaz boyalı, iki katlı, küçük sayılabilecek bahçeli bir ev. Sanki o koskocaman yaşamı bir eve sığdırılmaya çalışılmış. İçeri giriyorum. Duvardaki afişte “Zeki Müren Taksim’de” yazıyor. Misafir odasına geçip onu bekliyorum, birazdan gelecek sanki…

İçeriden sesi geliyor. Dünyanın en güzel nağmeleri… Göz gezdiriyorum her şeye. Tam ortada bir şömine, gramofon, sedir ve minderler… “Muhakkak eli değmiştir, dokunmuştur,” diye düşünüyorum. Yaşanmışlıklara tanık olma düşüncesi beni daha da heyecanlandırıyor…

Sol taraftaki küçük mutfaktan geçiyorum. Giriş katının bir diğer bölümünde teypler, pikaplar, radyolar, ses kayıt cihazları sergilenmiş.

Merdivenlerden çıkıyorum, O’na ait eşyaların bulunduğu odaları görmek için sabırsızlanıyorum… Camekânlar içinde kostümleri, ayakkabıları, makyaj malzemeleri sımsıcak duygular yaratıyor bende…

Yatak odası takımı İstanbul’daki evinden getirilmiş. O sanki orada: birazdan içeri girecek, sahnede giyeceği kostümü deneyecek…

Sanatçıya hediye edilen tablolar mekânı süslemiş. Duvarlardaki desen çalışmaları ilgimi çekiyor. Hepsi Zeki Müren’in eseri.

Küçük bir odadayım. Bir değil birçok Zeki Müren karşılıyor beni: kâtip, bahçıvan, manken, şarkıcı… Rol aldığı filmlerden görüntüler, anılarla yolcuğa çıkarıyor beni…

İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi’nden aldığı diplomada gencecik bir delikanlı. Küçük yaşta başlamış musikiye olan ilgisi. Büyük üstatlardan ders almak, onları bizzat dinlemek istemiş. Hevesini kırmamış babası.

1955 yılında “Manolyam” şarkısı ile ilk defa “Altın Plak” almış. Bir başka bir ödülü 1988 yılında aldığı “Altın Kelebek” vitrinde.

Dupont marka kalemler yüreğimi sızlatıyor: 24 Eylül 1996 günü Muazzez Ersoy tarafından hediye edilmek üzere TRT İzmir Televizyonu’na getirilmiş. Ne yazık ki aynı gün vefat ettiğinden kendisine verilememiş.

1961 yılında sahneye ilk kez çıkarken giydiği kostümü sergilenmiş. Kim bilir kimler o an’a tanık olma şansına erişmişti…

Bir gazino çalışmasında giydiği uzun ökçeli ayakkabılar ilişiyor gözüme. Bir zamanlar Ses, Hayat gibi magazin dergilerinin kapaklarını süslemişti bu 20 cm yüksekliğindeki beyaz lame ayakkabılar. Sanki ışıltısını kaybetmişler, tıpkı kostümler gibi. Oysa O’nun üzerinde ne kadar parlak ne kadar da göz kamaştırıcı duruyordu…

Kendine özgü bir tarz yaratmıştı. O’na göre sanatçı, yetenekleriyle farklı olduğu kadar görüntüsüyle de farklı olmalıydı. Tıpkı bir “güneş” gibi doğdu sahnelere. Hem saz hem de sahne düzenini değiştirdi. Düz sahne anlayışını “T” şeklinde podyuma dönüştürdü. Türkiye’de ilk defa saz ekibini bir örnek giydirerek sahnede bütünlük oluşturduğu gibi müziğe teatral bir görkem kattı.

Durmaksızın üretiyordu: bir yandan plak, kaset dolduruyor, sahneye çıkıyor diğer yandan film çeviriyor, desen çiziyor, şiir yazıyordu. 100’ün üstünde beste, 200’ün üzerinde plak ve albüm çalışmasıyla dopdolu geçti 45 yıllık sanat hayatı…

Hangi bünye dayanabilirdi ki bu tempoya? Başarı eğrisi yükselirken, sağlık eğrisi hızla düşmeye başladı. Sahne hayatından, müzikten uzaklaşarak Bodrum’daki bu eve çekildi son yıllarında. Hayranlarından gelen mektuplar tesellisi oldu. Hepsini tek tek okuyup bizzat kendi cevaplardı. Bugün bir kısmı camekânlar ardında duruyor kim bilir kimlere ait olan mektuplar…

Sanatçı, duygulu sesi, farklı yorumu, feminen görünümüyle Türkiye’de birçok toplumsal tabuyu aşmayı başardı. Diksiyon ve hitabet denince akla gelen büyük isim Zeki Müren’di. Sanatını icra ederken takındığı “beyefendi” tavrı sanırım sesinden sonra en büyük gücü oldu.

Yaşamım boyunca tutkuyla dinlediğim, kendisini bir kez bile görmediğim “Sanat Güneşi”mizin evinden tarifsiz duygularla ayrılıyorum.

“Şimdi uzaklardasın,” diye sesleniyorum ardından…

 

 

ZEKİ MÜREN MÜZESİ

Kumbahçe, Zeki Müren Caddesi, No: 11 
Bodrum/Muğla

 

 

 

Yazı Ve Fotoğraf
Benian ÇULHAOĞLU