Sivas Divriği Ulu Camii

Divriği, Alpaslan’ın komutanı Mengücek Gazi tarafından kurulmuş Mengücekliler Beyliği’nin (1080-1228) başkenti. Onlar, Anadolu Selçuklularına içme suyunu getiren beylik. Ulu Camii, 1228’de Mengücekli beyi Ahmet Şah tarafından; Darüşşifa, ruh hastaları için 1240’ta eşi Turan Melik tarafından yaptırılır. Minare ise Kanuni’nin emriyle eklenir. Mimarı Ahlatlı Hürrem Şah'ın ilk ve son eseridir burası. 1985’te UNESCO Dünya Mirası Listesine alınır.

Rivayete göre Turan Melik hastalanır, rüyasında bir ihtiyar, “Divriği’de beni bul!” der ve verdiği ilaçla iyileşir. Bunun üstüne eşi bir camii, kendi de bir şifahane yaptırır. Tedavisinde kullanılan bitkileri de şifahanenin kapısına nakşettirir.

Bina volkanik tüften inşa edildiğinden üstündeki bezemeler nakış gibi işlenebilmiş. Geometride ne kadar ileri oldukları nakışlardaki desenlerden anlaşılmaktadır. Yuvarlak motifler sonsuzluğun ifadesidir. Dairenin içinde diğer geometrik şekiller çizilebildiğinden sonsuz bir kaynaktır. Kaynağı ve sonu içerir. Evrendeki düzenin ahengin ifadesidir. Kare ise dört sayısını temsil ettiğinden, dört ana yön, dört unsuru (ateş, hava, su, toprak) ve Phythagoras’a göre en mükemmel oran temsilcisi olarak adaleti temsil eden sayı olduğundan yeryüzü ve maddeyi ifade eder.

Cami’nin kuzey taç kapısına “Hayat Ağacı” resmedilmiş. Hayatı ifade ettiğinden sonsuzluğu sembolize eder. Orta Asya şaman adetlerine göre “Hayat Ağacı” şamana yeraltı ve gökyüzü seyahatlerinde merdiven olarak yardımcı olur ve dünyanın merkezi sayılır. “Hayat Ağacı” olan yapı önemli bir yapı demektir.

Kapıya düşen gölgelere dikkatlice bakacak olursanız namaza duran bir erkek ve Kuran okuyan bir kadın figürü görebiliyorsunuz. Bu gölge oyununa kimi “Tesadüf!” diyor, kimi “800 sene önce bilinçli yapılmış.”, kimi ise “Yok öyle bir gölge!”.

Darüşşifanın kapısındaki 22 yıldız, bayraklarındaki 22 yıldızı ifade ediyor. Haç, Hz. Musa'nın yıldızı ve Kuran’dan ayetlerin ise aynı karede olması, dini ne olursa olsun her hastanın buraya kabul edildiğini ifade ediyor. Şifahanenin kapısında silindir şeklinde dönen mıknatıslı bir taş var. İçerideki güneş saatine, ışığı geçiriyor ki günün saati anlaşılsın. Akıl hastalarının iyileşip iyileşmediğini anlamak için kapının girişindeki iç bükey ve dış bükey çarklar gösterilip aralarında fark olup olmadığı sorulur, yok diyenler tedaviye devam edermiş. Kapıdaki semboller burada kadının erkeğe eşit olduğunu da ifade ediyor. Darüşşifanın hem vakfının, hem de mütevellilerinin kadın olduğunu yazıyor tarih sayfaları.

Tavanda kilit taş sistemi kullanılmış. Depremde ilk düşecek kemerdeki taşa mimar adını yazmış ki, böyle bir beceriksizlik durumunda adı yerlerde gezsin, yoksa sonsuza kadar baş üstünde kalsın. Tavanda füzeye benzeyen bir takım semboller de var. Bir diğer sembolse suyun akış sembolü, bu da ‘Allah’tan gelen, ona döner.’ anlamına geliyor.

Fatih, 100 dükkânın gelirini buraya bağışlamış. Burası İslam’ın son sancağı kutsal toprak olarak görülmüş, o yüzden de yere tükürene ağır cezalar verilmiş.

Cami’ye gelince; laleler, Allah’ın birliğini sembolize etmek için nakış gibi işlenmiş. Mimar Sinan, Cami’yi güçlendirmek adına payandalar yapmış. Selçuklunun çift başlı kartalının yanında Mengücekli Beyliği’nin amblemi doğan var. Doğanın başı öne eğik ama pençesi kalkık. “Hakkı aramazsan seni dinlemem!” anlamına geliyor. Cami’nin her iki yanında çift başlı kartal olduğundan, dört bir yanın Selçuklu egemenliğinde olduğunu ifade ediyor. Kartal yüksekliğin sembolü olduğundan koruyucu ruhu temsil eder. Şamanlarca güneş ışınları içinde uçtuğundan ateş ve havayı içeren bir yaratık olarak görülür. Gökyüzünde en yüksekte uçtuğundan Gök Tanrı’ya en yakın olan odur ve habercisidir.

Cennet Kapısı’ndan Cami’ye girip diğerinden çıkıyorlar ki çıkarken sırtlarını Kıble’ye dönmesinler. Kapıdaki sembollerden birinde altında ateş yanan bir kazan var, üstü ise boş. Bu “İyi yaşarsan cennete gidersin, bolluk içinde olursun; yoksa cehenneme gidersin, orası ise boştur.” anlamına geliyor.

Beyler küçük kapıdan eğilerek girerlermiş ve üst katta namaz kılarmış. Sebebi kimseden üstün olmaları değil, saldırı anında kolay korunabilmeleridir. Caminin içinde kapının yanındaki mızrak resmi, camiye giren herkesin makam ve varlığından arındığını ve burada eşit olduğunu ifade eder. Hacca gidenler taş sandığa değerli eşyalarını bırakırlar, dönünce de alırlarmış. Sadaka taşı da parası olanlar bıraksın, ihtiyacı olanlar da alsın diyedir.

Minber 12 yılda tamamlanır. Abanoz ağacını 6 ay toprakta, 6 ay gübrede yumuşatırlar. Minberin kapısı çalınır, sonra bulunur. Bugünün mimarları bu kündekâri kapıyı yeniden tam olarak yerine yerleştiremediler.

Bina, yakındaki hamamdan kanal sistemiyle gelen sıcak suyun buharıyla ısıtılmış. Kapının üstündeki ördeğin ve yanındaki balıkçıl kuşunun ise elbette bir hikâyesi var: Dünya yaratılmadan önce Tanrı onlara karanın gözüküp gözükmediğini sorar. Ördek ağzında toprakla gelirken, balıkçıl boş gelir. O yüzden ördek havada, karada, suda yaşar. İlk cennete girecek hayvan da odur. Buradaki ördeklerin yüzü Kâbe’ye bakar.

Kapının üstündeki iki ters taş, dışarıdaki sesi içeri geçirmezken, içerideki taşların konuş şekli içerde okunan duaların dışarıda duyulmasını sağlar. Tavandaki küplerse akustik için konmuş. Gene Cennet Kapısı’nın duvarlarında mide, 12 parmak bağırsağı, kalp ve testisler resmedilmiş.

Tavanda 2 yaprak arasında rükûda ve secdede kuş figürü var. Mihrapta göz hizasında işleme yoktur. İki elif bir lale sembolize edilmiş ki bu “Allah” demekmiş. Yani “Allah’tan ümidini kesme!”. Mihrapta yukarıda kalan, yani Allah’a yakın kalpler, dolu, aşağıdakiler ise boş.

Caminin duvarları çift duvar arası toprakla doldurularak yapılmış, yani doğal mantolama sistemi kullanılmış. Kubbenin altında havuz varmış ve kışın karla dolarmış.

Avrupada ‘gotik’, ‘barok’ tarz bilinmezken burada kullanılmıştır. Yani Avrupa gotiği, baroğu Divriği’den öğrenmiştir.

 

Yazı Ve Fotoğraf
Mehpare Sözener