Şirin Hanım Çeşmesi’nin Başında: Bir Yudum Suyun Taşıdığı Hasret
Konya’nın kalbinde, Atatürk Caddesi üzerinde yürürken çoğu insanın fark etmeden
önünden geçtiği bir çeşme vardır. Zafer Meydanı’na uzanan yolun sağ tarafında,
mütevazı duruşuyla yıllardır gelip geçenleri selamlayan bu çeşme, sadece taş ve
mermerden ibaret değildir. Karşısında bulunan Konya Atatürk Evi Müzesi kadar
önemli bir hatıranın da sessiz bekçisidir.
Bu, Serfiçeli
Şirin Hanım Çeşmesi’dir.
Üzerindeki kitabe
bize sade bir bilgi verir:
“Serfiçeli Şirin Hanım Çeşmesi – 1931”
Ancak bazen
birkaç kelimeye sığan bilgiler, arkasında koskoca hayatlar saklar.
Ben ne zaman
bu çeşmenin başına gitsem, elim suya uzanmadan önce gözlerim kitabenin üzerinde
dolaşır. Sonra avuçlarıma doldurduğum o serin sudan içerken aklım bir anda
yıllar öncesine gider.
Çünkü bu
çeşmenin suyunda sadece kaynak suyu yok. Bu suda gurbet var, ayrılık vardır,
ardında bırakılmış evlerin, bahçelerin, mezarların ve yarım kalmış hayatların
hikâyesi vardır.
Bir Memleketten Koparılmak
Şirin Hanım’ın
geldiği Serfiçe, Osmanlı döneminde Rumeli Vilayeti’ne bağlı önemli yerleşimlerden biriydi. Bugün ise Yunanistan sınırları
içerisinde bulunmaktadır.
Lozan
Antlaşması sonrasında gerçekleştirilen nüfus mübadelesiyle yüz binlerce insan
gibi Serfiçeli Türkler de doğup büyüdükleri topraklardan ayrılmak zorunda
kaldılar.
Bir sabah
uyandılar ve artık doğdukları yer onların memleketi olmaktan çıktı.
Düşünmesi bile
zor…
Belki bir
bahçe bıraktılar geride.
Belki
dedelerinin mezarını.
Belki
çocukluklarının geçtiği sokağı.
Belki de bir
daha hiç göremeyecekleri komşularını.
İnsan bazen
evini taşır ama hatıralarını taşıyamaz.
İşte mübadele
biraz da buydu.
Valizlere
birkaç eşya sığdı ama yılların anıları sığmadı.
Gözyaşlarıyla
kapatılan kapılar, dönülür ümidiyle son kez bakılan pencereler ve ufukta
kaybolan memleketler kaldı geride.
Konya’da Yeni Bir Hayat
Mübadeleyle
Konya’ya gelen ailelerin bir kısmı, şehirden ayrılan Rumların evlerine
yerleştirildi.
Şirin Hanım’ın
ailesi de bu insanlardan biriydi.
Eskiden kerpiç
evlerin bulunduğu mahallede kendilerine verilen evin yakınında Şirin Hanım,
1931 yılında iki kurnalı bu çeşmeyi yaptırdı.
Belki bir
hayır olsun diye…
Belki
geçmişinden bir iz bırakmak için…
Belki de
gurbetin yükünü hafifletmek için…
Bugün bunu
kesin olarak bilmiyoruz.
Ama bildiğimiz
bir şey var:
Aradan geçen
onca yıla rağmen insanlar hâlâ onun adını anıyor.
Çünkü bazı
insanlar büyük saraylar yaptırmaz.
Bir çeşme
yaptırır.
Ama o çeşme
nesiller boyu onları yaşatır.
O Suyun Başında Düşündüklerim
Ben de bir
gurbetçi olarak bu çeşmenin yanında uzun süre dururum.
Birkaç yudum
su içip geçemem.
Çünkü her
gelişimde aynı sorular gelir aklıma.
Şirin Hanım
Konya’ya ilk geldiğinde ne hissetmişti?
Gece olduğunda
memleketini özleyip ağlamış mıydı?
Çocukluğunun
geçtiği sokakları rüyalarında görmüş müydü?
Geride bıraktığı
insanlar aklına düştüğünde yüreği nasıl sızlamıştı?
Beklediğini
bulabilmiş miydi?
Yoksa ömrünün
sonuna kadar içinde kapanmayan bir yara mı taşımıştı?
Bazen çeşmenin
taşlarına bakarken kendi kendime düşünürüm:
Acaba bu
taşlar kaç hikâye dinledi?
Kaç muhacirin
gözyaşına şahit oldu?
Kaç insan
memleket hasretini burada dile getirdi?
Kim bilir kaç
kişi bu çeşmenin başında durup uzaklarda bıraktığı bir anneye, bir kardeşe, bir
çocukluk arkadaşına iç çekti…
Yarım Kalan Hikâyeler
Tarih
kitapları bize savaşları anlatır.
Antlaşmaları
anlatır.
Sınırları
anlatır.
Ama insanların
kalbinde kalan boşluğu anlatamaz.
Mübadele
denildiğinde çoğu zaman rakamlar konuşulur.
Mübadele,
haritalarda çizilen yeni sınırlar kadar; insan kalbinde kapanmayan eski
yaraların da adıdır.
Bir milletin
tarihi sadece zaferlerle değil, geride bırakmak zorunda kaldığı evlerle,
mezarlarla ve hatıralarla da yazılır. Taşlar eskir, nesiller değişir; fakat
vatanından koparılan insanların yüreğinde açılan hasret yarası, asırlar geçse
de kapanmaz.
Binlerce aile…
Yüz binlerce
insan…
Fakat her
rakamın arkasında ayrı bir hikâye vardır.
Bir annenin
gözyaşı.
Bir çocuğun
korkusu.
Bir babanın sessizliği.
Bir ninenin
ardına dönüp son kez baktığı köyü…
Şirin Hanım’ın
hikâyesi de bunlardan yalnızca biridir.
Belki de onun
çeşmesi bugün hâlâ ayakta olduğu için biz o hikâyeyi hissedebiliyoruz.
Bir çeşme, bir
kitaptan daha çok şey anlatır.
Bu çeşmeden
akan su yalnızca bir pınardan değil; Rumeli’den kopup gelen insanların dualarından, gözyaşlarından ve yarım kalan
hikâyelerinden süzülüp gelmektedir
Keşke Sohbet Edebilseydim
Bu çeşmenin
yanında dururken en çok da bunu düşünürüm.
Keşke Şirin
Hanım’la birkaç dakika sohbet edebilseydim.
“Oraları anlatır mısın?” diyebilseydim.
“Memleketini özledin mi?” diye sorabilseydim.
“Giderken yanında ne götürdün?” diyebilseydim.
Belki o da
bana;
“Evimi bıraktım.”
“Bahçemi bıraktım.”
“Hatıralarımı bıraktım.”
“Çocukluğumu
bıraktım.”
derdi.
Ve belki sonra
sessizce çeşmenin suyundan bir tas doldurup bana uzatırdı.
Çığı zaman
anlatılamayan şeyleri kelimeler değil, sessizlik anlatır.
Bir Çeşmeden Fazlası
Bugün
Serfiçeli Şirin Hanım Çeşmesi, birçok kişi için sadece bir buluşma noktasıdır.
Kimileri için
serin bir su kaynağıdır.
Kimileri için
yol tarifi verilen bir mekândır.
Ama dikkatle
bakıldığında o, bundan çok daha fazlasıdır.
O bir muhacir
hatırasıdır.
Bir özlem
anıtıdır.
Bir vefa
eseridir.
Bir yudum
suyun içine sığdırılmış koca bir tarihtir.
Ne zaman yolum
düşse yine duracağım.
Yine suyundan
içeceğim.
Yine taşlarına
bakıp geçmişi düşüneceğim.
Ve yine aynı
duyguyla ayrılacağım oradan:
Bazı insanlar
memleketlerini geride bırakır.
Ama
memleketleri onları hiçbir zaman bırakmaz.
Belki de Şirin
Hanım’ın çeşmesinden akan suyun hâlâ bu kadar tatlı olmasının sebebi budur.
Çünkü o suyun
içinde yalnızca kaynakların serinliği değil, Rumeli’den Konya’ya taşınan bir ömrün, bir hasretin ve unutulmayan bir memleketin hatırası akmaktadır
Belki Şirin
Hanım bugün aramızda değil; fakat yaptırdığı çeşmeden akan her damla su, onun
yaşadığı hasretin ve bıraktığı hatıranın sessiz birer şahididir.
Şirin Hanım’ın
çeşmesinden ayrılırken hep aynı düşünce düşer gönlüme: İnsan doğduğu topraklardan
ayrılabilir; fakat doğduğu topraklar, insanın yüreğinden ömrü boyunca ayrılmaz.
Bu yüzden bazı sular susuzluğu değil, hasreti anlatır.
Yazı ve Fotoğraf
Şerife BOZOĞLAN EKER