MOĞOL GÖÇEBE KAMPI

Orta Asya’nın önemli ülkelerinden biri olan Moğolistan, Türk kültürüne ve tarihine meraklı bir seyyahın özellikle görmesi gereken yerlerden biridir. Günümüzde bağımsız bir devlet olan Moğolistan ecdadımızın yüzyıllar önce yaşadığı topraklar üzerinde kurulmuştur. Bildiğiniz gibi uzun bir süreden beri “Türklerin Mirası” adlı bir proje üzerinde çalışıyoruz. İşte bu kapsamda bir zamanlar atalarımızın yaşadığı coğrafyalara gitmenin yanı sıra dünyanın farklı şehirlerinde bulunan müzelerde sergilenen Türk tarihiyle ilgili objeleri de araştırıyoruz. Bu vesileyle 2-17 Eylül 2024 tarihleri arasında Moğolistan’a bir seyahat gerçekleştirdik. Aslında bu ülke hakkında anlatılacak çok şey var ama bu yazımızda sadece “Moğol Göçebe Kampı”ndan bahsedeceğiz.

 

Yüce dağları, çoşkulu akan nehirleri, uçsuz bucaksız meraları ve ıssız bozkırları barındıran Moğolistan, Kazakistan’dan sonra denize kıyısı olmayan en büyük ikinci ülkedir. Rusya ve Çin ise Moğolistan’ın iki sınır komşusudur. Bir buçuk milyon kilometrekarelik yüzölçümüne karşın nüfusu 3 milyon 300 bin civarındadır. Kilometrekare başına düşen insan sayısı oldukça seyrektir. Bu nüfusun da üçte biri başkent Ulanbator’da yaşıyor. Nüfusun önemli bir kısmı da göçebe ya da yarı göçebe olarak yaşıyor. Çoğunluğu Moğolların oluşturduğu ülkede Müslüman Kazaklar ve Tuvalar da yaşıyor. Moğolistan’ın kurulduğu topraklar geçmişte “Dış Moğolistan” olarak; Çin’e bağlı olan Sincan Uygur Özerk Bölgesi ise “İç Moğolistan” olarak biliniyordu. Yüzölçümü açısından büyük bir ülke olan Moğolistan’ın ne yazık ki tarım yapılabilir toprakları az. Topraklarının çoğunluğu bozkır olan ülkenin bir kısmı da dağlar ve Gobi Çölü’yle kaplı. Arazilerin çoğunluğu yayla görünümünde olup hayvancılık için çok elverişli. Moğolistan’ın iç kısımları ve sınırlarında ise dağ silsileleri yer alıyor.

 

Moğolistan’ın en büyük akarsuyu Selenge Nehri’dir. Rusya sınırını aşarak Baykal Gölü’ne dökülen Selenge’yi başta Delger, İder ve Orhun olmak üzere birçok kol besliyor. Ülkenin doğusundan geçen Onon ve Kerulen nehirleri Moğolistan sınırları dışında Büyük Okyanus’a dökülen nehirlerle birleşiyor. Altay Dağları’ndaki buzullarla beslenen Hovd Nehri sularını Har Us Gölü’ne boşaltıyor. Ayrıca Moğolistan’ın kuzeyinde gölleri besleyen küçük akarsular yer alıyor. Genellikle yeraltı sularının yoğun olduğu güney kesimlerde ise mevsimlik yüzey suları çöllerde kayboluyor. Ülke genelinde önemli nehirler bulunmasına rağmen sağlıklı içme suyu temini Moğolistan’ın en önemli meselelerinden biridir. Nüfusun %70’e yakını içme suyunu kendi açtıkları kuyulardan, devlete ait su temin merkezlerinden, tankerlerden ve pınarlardan karşılıyor. Ülke genelinde nehirler altın madeni ararken kirletildiği için içme ve kullanma suyu olarak yeraltı suları tercih ediliyor.

 

Moğolistan’da görülmesi gereken önemli yerlerden biri turistlere yönelik olarak inşa edilen bir yurt kampıdır. Kamp, Moğol kültürünü tanıtan eşsiz bir turizm destinasyonudur. 2011 yılından beri hizmet veren Mongol Nomadic Tourist Camp, Ulanbator’a 55 km uzaklıkta, Hustai Millî Parkı’na giden yol üzerinde bulunuyor. Göçebe hayatını uygulamalı olarak göstermek amacıyla yapılan kampta misafirler geleneksel yurtlarda (çadırlarda) konaklama imkânına sahip oldukları gibi sadece gösterileri izlemek için de kampı ziyaret edebiliyorlar. Tabii Ulanbator’da araç trafiği çok yoğun olduğu için gösterilere yetişebilmek için saatler önce yola çıkmak gerekiyor. Moğol Göçebe Kampı, yerli ve uluslararası turistlere geleneksel Moğol hayat tarzını izleme ve tecrübe etme imkânı veriyor. Kampa misafir olan turistlere Moğolistan’ın göçebe kültürü modern seyahat standartlarına uyarlanarak, özgün hâliyle sunuluyor. Son beş yılın ortalama rakamlarına göre dünyanın dört bir yanından her yıl gelen yaklaşık 15 bin turist kampın misafiri olmuş. Kampta iki, üç ve dört kişilik çadırlarda konaklama imkânı bulunuyor. Restoran, kafeterya, banyo ve tuvaletler gibi tesisler ise çadırların dışında yer alıyor.        

 

Moğol göçebe programları saat 10:00-12:00 ve saat 14:00-16:00 saatleri arasında olmak üzere günde iki kez düzenleniyor. Bir dağın yamacında, geniş bir araziye kurulmuş olan kampın yan tarafına geleneksel bir oba kurulmuş. Tamamen otantik eşyalarla donatılan kampta çalışan personel de geleneksel kıyafetler giymiş. Deve, at, keçi, yak gibi hayvanların da yer aldığı alanda okçuluk, geleneksel çocuk oyunları gibi gösteriler yapılıyor. Burada turistlere Moğol çobanlık uygulamaları, süt ürünleri yapımı, deri işçiliği, keçe yapımı gibi faaliyetler uygulamalı olarak gösteriliyor, geleneksel müzik icra ediliyor ve obadan göç canlandırılıyor. İsteyen misafirler deve ya da atlara binebiliyor.

 

Kampta kaldığımız 2-3 saat içerisinde çok güzel görüntüler çektik. Gösteriler Moğol kültürünü tanıtmaya yönelik olsa da Türklerle bazı ortak değerleri de bulunuyor. Örneğin çocukluğumda oynadığım koyunun aşık kemiklerini bu kampta da görmek beni bir hayli şaşırtsa da Orta Asya’da yaşayan farklı milletlerin ortak kültürel değerlere sahip olduğunu kanıtlaması açısından bu kamp iyi bir örnekti. Ayrıca ellerindeki değneklerle yün kabartan kadınları görünce Konya’nın bir ova köyünde aynı işlemi yapan annemi ve diğer akrabalarımı hatırladım. Moğol Göçebe Kampı başarılı bir uygulama, üstelik farklı kültürlere meraklı turistlere de ilginç tecrübeler sunuyor. Ayrıca kampta çocuklara yönelik programlar da düzenleniyor.

 

Moğolistan ilginç coğrafyası, renkli insanları ve köklü tarihî geçmişiyle gezilmeye, görülmeye değer bir ülke... Özellikle Türk tarihinden izler taşıdığı için daha da çok ilgiyi hak ediyor. Çetin arazi şartları sebebiyle gezmek zor olsa da Moğolistan biz Türkler için her türlü zahmete katlanmaya değer bir ülke. Çünkü köklerimiz, ecdadımızın ayak izleri bu topraklarda... Moğolistan’da kuşkusuz en büyük meselelerden biri ulaşım. Şehirleri birbirine bağlayan asfalt yollar olmasına rağmen kırsal bölgeler yol açısından oldukça sıkıntılı. Kırsal bölgelere giderken tabanı yüksek arazi araçlarını tercih etmekte fayda var. Yol yok dediğimize bakmayın, çoğu zaman aynı bölgeye ulaşan birkaç alternatif toprak yol var ama bu yollar araç gidiş gelişleriyle kendiliğinden oluştuğu için bunlara da pek yol demek mümkün değil.

 

Genellikle yerleşim birimleri haricinde internet erişimi olmadığı için yön bulmanız da zor. Onun için Moğolistan’ı bir tur şirketi vasıtasıyla ya da iyi bir rehberle gezmek daha isabetli bir tercih olur. Bu yolculuklar sırasında uçsuz bucaksız bozkırlarda en çok gördüğünüz şey ise at, deve, sığır, koyun, keçi sürüleri, çadırlar, at veya motosiklet üstünde hayvanların peşinde koşturan çobanlar olacak. Moğolistan kırsallarında ekonomik hayat hayvancılık üzerine kurulmuş. Bu bölgelerde insanlar genellikle asırlar öncesinde olduğu gibi göçebe hayatı yaşıyorlar. Moğolistan gerek eşsiz coğrafyası gerekse tarihî eserleriyle gezilmeye değer bir ülke. Gezmeye, yeni yerler tanımaya meraklıysanız Moğolistan’ı da gezi planlarınızın ilk sırasına yazın...

 

Yazı ve Fotoğraf
Ahmet KUŞ