
Yazı
ve Fotoğraflar: Mehmet Mertek
Avrupa
seyahati planladığım zaman ilk kendi planımı yaparım, daha sonra o bölgeyi
gezen arkadaşlarıma danışırım. Gezgin arkadaşlarıma “nereye gitmeli” diye sorduğumda
hepsinin ortak cevabı “Prag” oldu.
Hakkında
o kadar çok şey söylenmiş ve yazılmış bir şehir için ben ne söyleyebilirim diye
düşünürken, gittiğimde beni etkileyen farklı duygular uyandıran bir şehir
buldum. Zamanda yolculuk yaptığım, her köşesinde Gotik, Rönesans, Barok, Rokoko
mimarilerini barından “Masal şehri Prag”.
Prag
Şehri ve Tarihi
Tarihi
boyunca “Ağaç yetişen yer”, “Dünyanın en güzel şehri”, “Altın Şehir”,
“Masal Şehri”, “Şehirlerin Anası” ve “Avrupa’nın kalbi”
gibi isimlerle anılmıştır. Şehir, Sakson, İsveç, Alman ve Rusların hâkimiyetinde
kalmış yine bir dönem Habsburg Hanedanlığının ve Kutsal Roma İmparatorluğunun
merkezi olmuştur. Şehir sahip olduğu kültürel, ekonomik, politik miraslar
sayesinde ünlenerek “Yüz Ruhun Şehri” olarak anılmaya başlamıştır.
Prag
şehrine Krakow’dan otobüs ve tren aktarması ile ulaştım. Avusturya – Macaristan
İmparatorluğu Dönemi’nde yapılan Prag tren garından otele geçerek önce eşyalarımı
bıraktım. Sonra şehrin kalbi diye anılan Starometske Namesti diğer
adıyla Eski Şehir Meydanına ulaştım. Burası şehrin tam merkezidir. Meydan
içerisinde Tyn Kilisesi ve astronomik saat kulesi de en turistik
merkezlerdendir. Her saat başı biriken kalabalık eşliğinde saatin içinde
bulunan kapaklar açılıyor hareket eden heykeller ve çan sesleri arasında şehri
turluyoruz.
Charles
Köprüsü, Prag Kalesi, St. George Bazilikası, St. Vitus Katedrali
Orta
Çağ Dönemi taş döşemeli Eski Şehir Meydanı bölgesinden Charles Köprüsü’ne
geçiyoruz. Vltava Nehri üzerinde kurulmuş köprü Kral IV. Karl tarafından
1357-1400 yılları arasında tamamlanmıştır. Tarihi köprüden şehrin en önemli
mekanlarından Prag Kalesine yürürken tarih ve nehir ile bütünleşen şehri
izliyoruz. Şehrin diğer yakasında bulunan Prag Kalesi 570 metre uzunluğu ve 130
metre genişliği ile dünyanın en büyük kalesidir. Prag Kalesi’nin olduğu
meydanda eski Kraliyet Sarayı ve St. George Bazilikası etkileyici mimarisi ile
bizi karşılamaktadır. St. Vitus Katedrali ise Avrupa’nın en önemli katedrallerindendir.
Katedralin 2 metre boyundaki çanı şehir içerisinde bulunan en büyük
çanlardandır.
Meydandaki
panoramik seyir tepesi Prag şehrinin güzelliklerini görme imkânı sunuyor.
Golden
Lane (Altın yol) ve Slavia Cafe
Prag
Kalesi içinde yer alan tarihi bir sokak. İlk zamanlar Zlatnitska Sokağı olarak
adlandırılan sokak 17. yüzyıl da kuyumculardan dolayı bu ismi almıştır. 200
metre uzunluğunda olan sokak II. Rudolf’un muhafızları için yapılmış küçük
evlerden oluşmaktadır. Burayı ilginç kılan ise 22 numaralı evde ünlü yazar
Franz Kafka’nın 1916-1917 yılları arasında bu evde yaşamış olmasıdır.
“Hele
sabahları hele baharda Prag şehri yaldızlı bir dumandır.” diyordu Nazım Hikmet
dizelerinde. Sürgün yıllarında Prag şehrinde yaşayan Nazım Hikmet bu şehre
bizden de bir şeyler katmıştı. Edebiyat dünyası için sembol bir yer olan Slavia
Kafe Nazım Hikmet’in yanı sıra Franz Kafka, Rainer Maria Milke gibi önemli
yazarlara da ev sahipliği yapmış bir mekandır.
Yazı Ve Fotoğraf
Mehmet MERTEK