
Maldivler; Hint Okyanusu’nda 1200 adadan oluşan, resmi adı Maldiv Cumhuriyeti olan bir devlettir. Devleti oluşturan 1200 adanın yaklaşık 195’inde Maldiv yerel halkı yaşamakta, 86 ada ise otel ada (tesis) olarak kullanılmaktadır. Yaklaşık 950 adada ise yerleşim yoktur. Maldiv halkının %95’i Müslüman olup devlet “Başkanlık” tipi cumhuriyet ile yönetilmektedir. Başkenti Male olan Maldiv Cumhuriyeti’nin ekonomisinin önemli bir bölümünü turizm ve balıkçılık oluşturmaktadır. Türkiye’den Maldivler’e gidebilmek için vize alınmasına gerek olmayıp geçerli bir pasaport yeterlidir.
Maldivler hikâyemiz, eşim Feride ile balayında nereye gideceğimizi tartışırken içimde gizli gizli başlamıştı diyebilirim. Ekim ayında evlenecektik ve deniz tatili için güney sahillerimiz bile mevsim itibariyle serin olacaktı. İmkânlar dâhilinde “Avrupa’ya kültür turuna mı gitsek? Kıbrıs’a mı gitsek?” diye düşünürken eşim “Uzak Doğu’ya gidebilsek ne güzel olur!” demişti. Bu sırada imkânlar dâhilinde olmayan Maldivler’i hiç dile getirmemiştik bile. Derken, “Acaba olabilir mi?” düşüncesiyle Maldivler’i sessiz sedasız araştırmaya başladım, imkânları zorlayacaktım ve eşime güzel bir sürpriz olacaktı, diye düşünüyordum. Araştırmalarım sonucunda sadece Maldivlere tur düzenleyen, güvenilir bir acenteye ulaştım. Acente yetkilisi Yaşar Bey ile görüştükten 1-2 gün sonra kendimi bir anda onun ilettiği listeden otel seçerken bulmuştum. Otel seçimi noktasında acentemizin söylediği “Male’den ne kadar uzak olursa o kadar iyi!” önerisini dikkate alarak uzak olan otelleri inceledim. Uzun incelemeler sonucunda en çok beğendiğim tesis olan “Sun Island Resort”u seçtim. Maldivlere gittiğimiz dönemde İstanbul’dan Male’ye direkt uçuşlar başlamamıştı ve Doha (Katar)’dan veya Dubai’den aktarma yapılması gerekiyordu. Male’ye ulaştıktan sonra da kalınacak adaya sürat teknesiyle veya deniz uçağı ile gidilmesi gerekiyordu. Ben Male’den uzak olan bir otel seçtiğim için adaya deniz uçağı ile gitmemiz gerekecekti. Acentemiz, İstanbul’dan hareket ederek tesisimize varıp, tatilimizi yapıp tekrar İstanbul’a dönüşümüze kadar olan tüm organizasyonu hemen yapacaklarını söyledi. Her şey harika görünüyordu ve en sonunda sürprizimi Feride’ye açıkladım. Hiç beklemediği, hiç tahmin etmediği bir balayı planıyla karşılaşmış çok mutlu olmuştu.
Maldivlere gidiş: 3 Ekim’deki düğünümüzden bir gün sonra sabah elimizde bavullar havalimanında bulmuştuk kendimizi. Uzun bir yolculuk bizi bekliyordu. Önce yaklaşık 4,5 saat Doha’ya uçacak, oradan aktarma yaparak yaklaşık 5 saat daha uçarak Male’ye varacaktık. Ardından da deniz uçağı ile tesisimize gidecektik. Katar Havayolları ile Male’ye kadar uçuşumuz sorunsuzdu. Acentemiz Male’de bizi çalıştıkları turizm şirketinden bir yetkilinin karşılayacağını, deniz uçağına binene dek bize yol göstereceğini söylemişti ama içimde yine de bir tedirginlik vardı. Ancak Male’de bizi sıcak bir şekilde karşılayan Muhammed Bey tüm tedirginliğimizi yok etti ve “Trans Maldivian” firmasından deniz uçağında yerimizi aldık. İlk kez deniz uçağına binecektik ve çok heyecanlıydık. Bu uçak 14 yolcu + 2 pilot alan küçük bir uçaktı. Maldivlere ait yüzlerce mercan adasının üzerinden, okyanusun harikulade renginin tadını çıkarak geçen yolculuğumuz uçağın tesise 300-400 metre mesafede denizin üzerine inmesiyle son buldu. Uçaktan indiğimiz seyyar iskeleye yanaşan tekneyle 6 gün tadını çıkaracağımız Sun Island Resort’a ulaştık.
Uzun süren yolculuktan sonra hemen giriş işlemlerimizi yaparak kendimizi kalacağımız bungalova atmak için sabırsızlanıyorduk. Tesiste iki tip bungalov vardı. Biri tahmin ettiğiniz gibi suyun üzerindeki “water bungalow”lar, diğeri ise sahilde “beach bungalow” olarak adı geçenlerdi. Bu turu alırken tabi ki “water bungalow”ları tercih etmiştim. Giriş işlemlerinden sonra bungalovlara ulaşmak için kurulu iskele üzerinden kalacağımız yere doğru gidiyorduk. Okyanusun rengi, kumun beyazı yakından çok daha göz alıcıydı. Odamızda biraz dinlendikten sonra yemek saati gelmişti. Restoranda bizi garsonlardan Fahmi Bey karşıladı ve 1 hafta boyunca tüm yemeklerde bizimle kendisinin ilgileneceğini söyledi. Boş olan masalardan birini seçmemizi istedi ve seçimimiz yaptıktan sonra adımızın olduğu bir kartı masaya koyarak 1 hafta boyunca hep bu masada oturacağımızı bize rezerve edildiğini söyledi. Yemek çeşitleri tahmin edebileceğiniz gibi en az 5-6 çeşit balık, tavuk yemekleri, etli yemekler, ızgara vs.den oluşuyordu. Ayrıca benim çok tercih etmediğim, Feride’nin ise çok sevdiği bol baharatlı Hint yemeklerine benzer yemekler de vardı. Her çeşit tropikal meyve ve hatırı sayılır derecede çeşitli tatlılar da bulunuyordu. Yeme-içme konusunda hiç sıkıntı yaşamadık diyebilirim.
Adada yaşam: Suyun berraklığı, kumun inanılmaz beyazlığı, evet, çok güzeldi ama bir o kadar güzel olan şey ise, binlerce kişilik otel yapılabilecek bu adaya dokusunun bozulmaması için çok az kişinin misafir edilebileceği, az sayıda bungalov ile tesis yapılarak adanın neredeyse her plajında, her koyunda sakin, huzurlu bir ortam sağlanmasıdır, diyebilirim. Adada, her sabah okyanusun sesiyle uyanıp kahvaltıya gidip, sonrasında o ışıl ışıl sulara kendimizi bıraktık. Yanımızda renk renk balıklar bizimle birlikte yüzüyorlardı. Adanın her tarafı bembeyaz kumla kaplı doğal plajlardan ibaretti.
Burası, etrafını yürüyerek 4 saatte dolaşabileceğimiz bir ada idi. Adanın tamamında tropikal bitki örtüsü, büyük tropikal ağaçlar vardı. Adanın orta bölümlerinde ise sebze-meyve bahçeleri, spor sahaları, masaj tesisi, yürüyüş yolları, kafeler, restoranlar bulunuyordu ve hepsi aynı tesisin parçalarıydı.
Adanın bir koyunda belli saatlerde gelen dev vatoz balıklarını besleyebiliyorduk. Suyun üzerinde, bir yaprak şeklinin kenarlarına dizilmiş gibi duran bungalovların ortasında kalan bölüm; bir denizi değil, berraklığı ile çok büyük bir havuzu andırıyordu adeta. Okyanus ise adına yakışır şekilde ucu bucağı görünmeyen ama yine ışıltısıyla ve berraklığıyla dev bir havuzu andırıyordu. Akşamları ada genelinde ışıklandırma minimum düzeyde idi. Gece eğlencesi, yüksek müzik yoktu; var olan tek şey, huzur... İki günde bir, plajda resmi nikâh töreni oluyordu ve izleyebiliyorduk. Bir gün sadece yerel halkın yaşadığı Maamigili Adası’na günübirlik kültür gezisi olduğunu öğrendik ve İstanbul’daki acentemiz de bize özellikle önerdiği için katılmaya karar verdik. Maldivlere gidecek herkese mutlaka böylesine bir geziyi öneriyorum gerçekten çok keyif aldığımız, Maldivlerin bambaşka bir yönünü gördüğümüz enteresan bir tur oldu bizim için.
Dönüş: Her güzel şeyin sonu olduğu gibi bizim de Maldivler maceramızın sonuna gelmiştik. Sabahın 6’sında uyanarak biraz açıkta suyun üzerinde durmuş bizi bekleyen deniz uçağını görünce adayla vedalaştık. Otel görevlilerin içten uğurlamaları eşliğinde tekneyle deniz uçağına doğru ilerlemeye başladık. Deniz uçağı havalanınca adamıza son kez baktık ve Male Uluslararası Havalimanı’na varana dek eşimle hiç konuşmadan camdan aşağıdaki yüzlerce adayı, okyanusu seyrettik. Hüzün vardı, bu güzelliği bırakıp dönüyorduk belki ama döndüğümüz yer de İstanbul’du ve İstanbul’un nereye gidilirse gidilsin, hemen kendini özleten gizemli bir huyu vardı. Male havalimanında uçakta yerimizi alınca Feride ve ben, koltuğumuzda rüya gibi geçen 1 haftayı konuşuyor, yüzümüzde oluşan tebessümle bu rüyanın keyfini çıkarıyorduk.
Herkesin hayallerini bir şekilde gerçekleştirebilmesi dileğiyle, Hoşça kalın!
Yazı Ve Fotoğraf
Feride KOÇHAN - Kurtul KOÇHAN