LUH TAHTASI

Luh tahtası yada Luh levhaları Afrika’da çocukların Kur’an öğrenmek için kullandıkları bir eğitim aracı yani bir nevi defter.

 "Luh" Levhaları ve İslam Eğitim Tarihindeki Bin Yıllık Yolculuğu

​Yazı ve Fotoğraflar: Julide Yıldız

​İnsanlık tarihi boyunca bilgi; taşa kazınmış, papirüse yazılmış, parşömene dökülmüş ve en nihayetinde kâğıda hapsedilmiştir. Ancak İslam medeniyetinin özellikle Afrika ve Ortadoğu derinliklerinde, bilginin en saf halini koruduğu bambaşka bir mecrası vardır: Luh (Levh). Kâğıdın ve dijitalin hüküm sürdüğü modern çağda, bir avuç ahşap üzerinde yükselen bu eğitim geleneği, sabrın ve hafızanın kadim bir simgesidir.

1. Bin Yıllık Bir Miras: Luh Levhaları Ne Zaman Kullanılmaya Başlandı?

​Luh kullanımının kökeni, İslamiyet’in ilk dönemlerine, hatta kâğıdın henüz İslam coğrafyasında yaygınlaşmadığı 7. ve 8. yüzyıllara (Emevi ve Abbasi dönemleri) kadar uzanmaktadır.

​İlk Dönemler: İslam’ın ilk yıllarında ayetler; kemikler, yassı taşlar ve hurma dalları üzerine yazılıyordu. "Levha" geleneği, bu dağınık malzemelerin daha ergonomik ve taşınabilir bir forma, yani ahşap plakalara dönüştürülmesiyle standartlaştı.

​Orta Çağ ve Altın Çağ: 10. yüzyıldan itibaren Endülüs’ten Orta Asya’ya kadar tüm medreselerde "Luh", temel eğitim aracı haline geldi. Selçuklu ve Osmanlı mahalle mekteplerinde de çocuklar "elifba"yı bu tahtalar üzerinde öğrenirdi.

​Günümüz: Batı dünyası 15. yüzyılda matbaaya, 19. yüzyılda ucuz kağıda geçerken; Afrika’nın zorlu iklim koşulları ve kağıdın pahalılığı bu geleneği dondurarak günümüze kadar ulaştırdı. Bugün Sudan, Moritanya ve Nijerya gibi ülkelerde bu tahtalar 1300 yıl önceki haliyle kullanılmaya devam ediyor.

2. Botanik ve Dayanıklılık: Doğanın Bilgiyle Buluşması

​Bir Luh levhası sadece bir tahta parçası değil, bölgenin florasını yansıtan bir mühendislik harikasıdır. Levhalar sürekli suya maruz kaldığı için çatlamayan ve mürekkebi reddetmeyen "yağlı" ve "sert" ağaçlardan seçilir:

​Abanoz (Ebony): Sahra altı Afrika'nın en kıymetli hazinesidir. Yoğunluğu suyun içindeyken bile batacak kadar fazladır. Bu ağaçtan yapılan bir levha, bir ailenin 3-4 nesline hizmet edebilir.

​Akasya (Acacia): Çöl ikliminin en dayanıklı ağacıdır. Hafif lifli yapısı, is mürekkebini bir sünger gibi tutar ancak su değdiğinde hemen serbest bırakır.

​Zeytin ve Sert Meyve Ağaçları: Özellikle Mağrip (Fas, Tunus) bölgesinde, pürüzsüz yüzeyleri nedeniyle tercih edilir. Bu ağaçlar zamanla elin teri ve yağını emerek "patina" denilen o eşsiz, parlak ve tarihi görünümü kazanır.

3. Pedagojik Bir Deha: Neden Hala "Luh"?

​Sıradan bir defter yerine neden hala bu zahmetli tahtalar kullanılıyor? Bu sorunun cevabı modern eğitim bilimlerini bile şaşırtacak cinstedir:

​Görsel ve Dokunsal Hafıza: Fotoğraflardaki gibi Mağrip (Maghribi) hattı ile yazılan gösterişli yazılar, estetik bir amaçtan fazlasına hizmet eder. Öğrenci harfin kavisini yaparken onu beynine kazır. Hata yapma lüksü azdır; çünkü her hata tüm sayfayı yıkamak demektir.

​Mürekkebin Simyası: Odun isi ve suyun karışımıyla elde edilen mürekkep, doğaldır. Kamış kalem (kalam) ise yazarken bir ses çıkarır; bu ses, öğrencinin konsantrasyonunu artırır.

​Sınırsız Geri Dönüşüm: Bir kağıt biter ve çöpe gider. Bir Luh ise binlerce kez yıkanıp yeniden yazılabilir. Bu, dünyanın en eski ve en ekonomik eğitim teknolojisidir.

4. Manevi Derinlik: Yıkama Suyu ve "Mahv"

​Luh üzerindeki yazı ezberlendiğinde yapılan "yıkama" işlemi, yüksek bir manevi saygı içerir. Mürekkebin Kur'an ayetlerini taşıdığı kabul edildiğinden, bu su (Mahv suyu) kutsal bir emanet gibi muamele görür. Bilginin tahtadan silinip "kalbe aktığına" inanılır. Bu, öğrenciye bilginin geçici bir not değil, ruhun bir parçası olduğu bilincini aşılar.

“Mürekkebin Kutsal Yolculuğu: Mahv Suyu"

Luh eğitiminde bir ayet hafızaya alındıktan sonra yapılan silme işlemi, sıradan bir temizlikten ziyade manevi bir ritüeldir. Kur’an-ı Kerim ayetlerini taşıyan o siyah is mürekkebinin, tahta üzerinden suyla akıtılmasıyla oluşan karışıma "Mahv Suyu" denir. Bu su, Allah’ın kelamını ihtiva ettiği gerekçesiyle son derece kutsal kabul edilir ve asla alelade bir yere, ayak altına veya gidere dökülmez. Genellikle bereket getirmesi niyetiyle bir meyve ağacının dibine, temiz bir toprağa dökülür veya bazı bölgelerde şifa niyetine muhafaza edilir. Bu gelenek, öğrenciye bilginin sadece zihinsel bir veri olmadığını, aynı zamanda saygı duyulması ve korunması gereken kutsal bir emanet olduğunu en somut şekilde öğretir.

5. Obje Analizi: Nebe Suresi’nin Sessiz Tanıklığı

​Fotoğrafda ki bu özel levha, üzerindeki Nebe Suresi 1-16. ayetler ile bir çocuk veya talebenin temel eğitim aşamasını temsil etmektedir. Surenin içeriği (yeryüzünün döşek kılınması, uykunun dinlenme olması, yağmurların yağması) tabiatın mucizelerini anlatırken, levhanın kendisi de bu tabiatın bir parçası (Akasya ağacı) olarak bu ayetleri üzerinde taşımaktadır.

​Kenarlarındaki karakteristik kavisli kesim, levhanın diz üstünde dengede durması için yapılmıştır. Patina ve aşınma düzeyine bakıldığında, bu objenin son 50-60 yılın tozunu, emeğini ve duasını taşıyan otantik bir parça olduğu açıkça görülmektedir.

​Luh levhaları, teknolojinin ulaşamadığı değil, teknolojinin yerini dolduramadığı bir manevi disiplinin ürünüdür. Onlar; yazının, sesin, hafızanın ve doğanın birleştiği bir "ilim sofrası"dır. Bugün bir yardım derneği aracılığıyla bir koleksiyoncuya veya bir eve ulaşan bu levha, bin yıllık bir eğitim zincirinin son halkalarından biridir.

 

Yazı Ve Fotoğraf
Julide YILDIZ