Konya’nın Kadayıfçısı

Zamanımızda, bu sert taşları veya madenleri eli titremeden büyük bir metanetle kazacak ne ustalar kaldı ne de hattatlar. Bugün bizler eski sanatlarımızı inkâr etmemeli ve onların kıymetini bilerek sahip çıkmalıyız. 

Mühür kültürü bilinen kaynaklara göre Urartu’lardan bu zamana kadar gelmiştir. Eski mühürler gümüş, zümrüt, akik gibi kıymetli madenlerin ve taşların üzerine işlenmiş. Günümüzde sadece sarı madeni üzerine yapılıyor. Sarıya yazılan yazılar ise yeni harflerden oluştuğu için Arapça da olduğu gibi harflerin kuyruklarını uzatmak ve birbirlerine geçmesini sağlamak yani hattatlık asla mümkün değil. 

Mühür yapanlara, ‘hakeden’ yani ‘kazıyan’ anlamında ‘hakkâk’ deniyor ve iyi bir hakkâkın öncelikle iyi bir hattat olması bekleniyor. Hakkâkın küçücük bir taşa ya da maden parçasına, sahibinin isteğine göre isim, motif veya ayet-i kerimeyi hattatlara yaraşır incelikle, üstelik ters olarak yazabilmesi gerekiyor. 

Mühürcülük, Osmanlı döneminde bir sanat hâlini almış hatta mühürcülük Osmanlı’da gedik ve lonca nizamına bağlı bir esnaf gurubu olarak sayılıyordu.  O dönemde, usta mühürcü olmanın yolu, küçük bir alana, beş ya da daha çok sözcüğün en güzel biçimde sığdırılmasından geçiyormuş. Müşteriler, mührüne yazdıracağı sözler konusunda bir bilgiye sahip değilse veya bunu, hakkâkın tercihine bırakırsa o zaman bu defterdeki örneklere başvurulurdu. " Hakkâk Mecmuası "ya da " mühür mecmuası " denilen bu defterlerden bazı örnekler, arşivlerde ve eski kütüphanelerde bulunmaktadır.

Hakkaklık Osmanlı İmparatorluğu'nun kapanışına kadar sürdüğü gibi, şurada burada, saçak altlarında, cami revaklarında zenaatlerini sürdüren mühürcüler, Cumhuriyet'in ilanından ve Harf Devrimi'nden sonra da 1960'lara değin, okuma yazma bilmeyen vatandaşlara adi mühürler kazmayı sürdürmüşlerdir.

44 yıldır mühür kazan Bozkır’lı Mehmet Saçlı usta da Konya’da bu işi yapan en eski ustalardan birisidir. Geçmişin en iyi ustalarından olması sayesinde günlük 40-50 adet mühür kazıdığını ifade ediyor Mehmet usta. Fakat bu günün şartlarında gelişen teknoloji ile mühürcülük işleri durmuş vaziyettedir. Mühür işi ustanın geçimini sağlayamayacak duruma geldiği için uzun süredir küçücük dükkânında mühürcülüğün yanında arzuhalcilik de yapmaktadır. Kendisine sorduğumuzda son yıllardır haftada bir iki mühür ancak yapabildiğini ve ne yapanın ne de yaptıranın kaldığını yine de hâline şükür ettiğini ifade ederek şunları söylüyor:

“Yıllar önce bu işe başladığımda dükkânım bile yoktu. Küçük bir masa, bir tabure, şemsiyem ve kazıma aletlerim ile saçak altlarında, cami civarlarında ve küçük çarşılarda seyyar olarak ekmeğimizi çıkartıyorduk. Kış yaz demeden seyyar olarak çalışıyorduk. O zamanlar esnaflar birbirine tutkundu, hiç kimse birbirinin müşterisine buyur etmezdi, müşteri kendiliğinden gelirdi. Fakat bu gün öyle değil müşteri hana girdiği anda esnaf kapının önüne çıkıp müşteriyi dükkâna çekmeye çalışıyor.”

Yazı Ve Fotoğraf
M. Fatih Özsoy