KONYA’DA SELÇUKLU ÇİNİ SANATI

Kökleri Uygur sanatına kadar uzanan Türk çini sanatının İslam sanatı içinde kendine has bir karakteri vardır. Çini bezemeler Anadolu mimarisinde Selçuklu Dönemi’nin en önemli süsleme unsurlarından biridir. Dünya mimarlık tarihine, en güzel örneklerini Türklerin armağan ettiği bir süsleme sanatı olan çini, yapılara renk ve zenginlik katan bir unsurdur. Türklerde, Büyük Selçuklularla gelişmeye başlayan bu sanatta zaman içerisinde çeşitli çini teknikleri ortaya çıkmıştır. Türk çini sanatı 12-13. yüzyılda Anadolu Selçuklu Devleti’yle zirveye ulaşmıştır. Anadolu’da ilk çini süslemenin tuğlayla birlikte kullanılışı İran’daki Büyük Selçuklu sanatının devamıdır. Anadolu’daki ilk Türk mimarisinde görülen tuğla süsleme, yerini sırlı tuğla ve çini kaplamaya bırakmıştır. Anadolu’da 13. yüzyıl boyunca kullanılan mozaik çini süsleme tekniğiyle yapılan eserler Türk çini sanatının en iyi örnekleridir. Dinî yapılardaki çinilerde geometrik ve nebatî süslemeler, kûfi yazılar, köşk ve saray çinilerinde ise insan, hayvan ve bitki resimlerini de içeren çeşitli figürler kullanılmıştır. Sarayların süslemesinde genellikle kare, altı ve sekiz köşeli yıldız ve haç biçimli çini levhalar kullanılmıştır. Tabii böylesine önemli eserlerin üretildiği bir şehirde birkaç tane çini atölyesi de bulunmalıydı ama 2022 yılına kadar Konya’da yapılan arkeolojik kazılarda herhangi bir çini fırınına rastlanmamıştı. Konya’daki Selçuklu Dönemi’ne ait bir çini fırını Sahipata Mahallesi’nde, Hasbey Darülhuffazı’nın yan tarafında yapılan kazılar sırasında ortaya çıkarıldı. Üstelik bu fırın büyük oranda sapasağlam duruyordu. 

Yeri gelmişken Selçuklu sanatında görülen çini tekniklerinden de biraz bahsedelim. Sırlı tuğla, Selçuklu Dönemi’nde yapılarda kullanılan çini tekniklerinden biridir. Fırınlanmış tuğlanın yüzeylerinden birinin tek renk sırla kaplanıp fırınlanmasından meydana gelir. Tek renkli sırlı çiniler, çeşitli formlarda levha hâlinde hazırlanan çini hamurunun üzerine, tek renk görünümlü bir yüzey elde etmek için genellikle astar kullanmaksızın, şeffaf ya da opak sırça kullanılarak elde edilen bir tekniktir. Sıraltı, çini hamuru üzerine yüksek ısıya dayanıklı çeşitli renkteki boyalarla yapılan süslemenin üzerine renkli ya da renksiz şeffaf sır sürülerek fırınlamasıyla oluşturulan çini tekniğidir. Sıraltı tekniği genellikle Selçuklu köşk ve saraylarında görülür. Altın kaplama tekniği, sırlanmış çininin yüzeyine süsleme amacıyla altın kaplanması işlemidir. Altın varağın süslemeyi oluşturacak motiflere göre kesilip bir fırça yardımıyla yapıştırılması ve ıslak pamukla düzeltilmesinden sonra düşük derecede fırınlanmasıyla meydana getirilir. Lüster tekniği: Çini sanatının en önemli tekniği olarak karşımıza çıkan lüster, adını fırınlanmış sır üzerine uygulanan bakır ve gümüş oksitli yanar-döner parıldayan bir etki bırakan boyalardan almaktadır. Minai, Selçukluların çini sanatına kazandırdığı çok renkli boyamayla yapılan farklı bir süsleme tekniğidir. Minai uygulama bakımından zahmetli ve çok yönlü bir tekniktir. Özellikle sır üstüne uygulanan mine boyalarının hazırlanması önemli bir aşamadır. Çini mozaik tekniği, genellikle tek renk sırlı çinilerden kesilen farklı şekillerdeki parçaların, önceden tasarlanmış bir süslemeyi meydana getirecek şekilde düzenlenmesiyle gerçekleşmektedir. Mozaik süsleme elde edilirken levhalardan küçük motifler kesilir. Çiniler istenilen kompozisyonlara göre sırlı yüzeyi alta gelecek şekilde dizilir ve arkasına alçı harcı dökülerek kurumaya bırakılır. Hazırlanan bu süsleme daha sonra istenen yere monte edilir. Çini mozaik tekniği düz ya da kavisli yüzeylere uygulanabildiği için mimari süslemelerde çok tercih edilmiştir. Sahte çini mozaik, tek renk çini levhaların üzerindeki sırın, istenen desene göre kazınarak hamur tabakasının ortaya çıkarılmasıyla yapılan yöntemdir. Hamur rengi ile sır sonuçta çini mozaiğe benzer şekilde görülür. Kabartma tekniği, hamura form verilmesi sırasında kalıp ya da oyma gibi yöntemlerle kabartma desenler meydana getirilir. Renkli sır tekniğinde, çini mozaikle yapılan karmaşık ve zengin süsleme kompozisyonlarını, renkli sırlarla levhalar üzerine taşımıştır. Hamur genellikle kırmızı renktedir. Desenin konturları hazırlanan levha üzerine krom ya da mangan katkılı şekerli bir karışımla çizilir. Sonra mavi, mor, yeşil, sarı, beyaz ve kırmızı renkli opak sırlarla boyanarak fırınlanır. Fırınlama ile renkli sırların, kabaran siyah konturlar sayesinde birbirine karışması önlenmiş olur.

Konya Alâeddin Camii, Karatay Medresesi, İnce Minareli Medrese, Sırçalı Medrese ve Sahip Ata Külliyesi Konya’da Selçuklu çini sanatının en güzel örneklerinin görülebileceği yapılardır. Sultanlar Türbesi, Küçük Karatay Medresesi, Sadreddin Konevî Cami, Sırçalı Mescit, Tahir ile Zühre Mescidi, Beyhekim Mescidi, Bulgur Tekkesi Mescidi, Akşehir Taş Medrese, Akşehir Ulu Cami, Akşehir Güdük Minare Mescidi, Akşehir Ferruh Şah Mescidi ve Akşehir Küçük Ayasofya Mescidi Konya’da Selçuklu çini sanatının başarıyla uygulandığı diğer eserlerdir. Tabii bir de bu listeye her ne kadar günümüze sağlam olarak ulaşmasa da Beyşehir’deki Kubadabad Sarayı’nı da eklemek gerekir. Saray alanında yapılan arkeolojik kazılarda Selçuklu Dönemi’ne ait çok güzel çiniler bulunmuştur. Bu çinilerin bir kısmı hâlen Karatay Medresesi Çini Eserleri Müzesinde sergilenmektedir.

Çini süslemeler açısından çoğu özgün birer eser olsa da bu yapıların en dikkat çekici olanı Sahip Ata Külliyesi, Karatay Medresesi ve Sırçalı Medrese’dir. Sultan II. İzzeddin Keykavus’un hükümdarlığı sırasında 1258 yılında ünlü Selçuklu veziri Sahip Ata Fahreddin Ali tarafından yaptırılan külliye cami, hankâh, türbe ve hamam bölümlerinden oluşmaktadır. Özellikle külliyenin türbe ve hankâh bölümleri çini süslemeler açısından çok zengindir. Caminin çini mihrabı da döneminin sanat düzeyini yansıtması açısından son derece önemlidir. Ayrıca minarede de çini süslemeler bulunmaktadır. Türbe kısmında Selçuklu çini sanatının en güzel örneklerini görmek mümkündür. Sahip Ata Fahreddin Ali bu türbeyi bir aile türbesi olarak külliye içerisine yaptırmıştır. Türbenin duvarları ve sandukalar geometrik ve nebatî motiflerle kaplı çinilerle süslüdür. Buradaki firuze, mor, lacivert renkli çiniler desenleri, renkleri ve teknik özellikleriyle son derece usta işidir. Sahip Ata Külliyesinin sadece cami portalinde mimar olarak Kelük bin Abdullah’ın adı vardır fakat külliyenin çini süslemelerinin hangi sanatkâr tarafından yapıldığı belli değildir.  

Karatay Medresesi 1251 yılında Sultan II. İzzeddin Keykavus’un hükümdarlığı sırasında Emir Celaleddin Karatay tarafından yaptırılmıştır. Selçuklu sanatının muhteşem örneklerinin bulunduğu medresenin iç duvarları, kubbesi ve eyvanı firuze, lacivert ve patlıcanî mor renkli mozaik tekniğiyle yapılmış çinilerle kaplanmıştır. Geometrik ve nebatî motifler, kûfi yazının çeşitli kompozisyonları çinilerde ustaca kullanılmıştır. Medresenin içi o kadar görkemlidir ki çini süslemelere saatlerce bakmaktan kendinizi alamazsınız. Çini süslemelerin bir kısmı günümüze ulaşmasa da Karatay Medresesi, Konya’daki Selçuklu yapıları içerisinde en sağlam kalanlarından biridir. Özellikle kubbe içindeki gökyüzünü andıran çini bezemeler, güzelliğiyle bakanları adeta büyüler. Ne yazık ki Sahip Ata Külliyesi gibi Karatay Medresesi’nin çinilerini yapan ustanın adı da bilinmemektedir. Alâeddin Cami ise Konya’daki Selçuklu yapıları içerisinde sanatkârı bilinen bir eserdir. Mihrap ve kubbe içindeki muhteşem çiniler Kerimüddin Erdişah tarafından yaptırılmıştır. Caminin kuzeyindeki avlu kapısının üzerinde yer alan madalyon şeklindeki çini kitabede şu ifadeler yazılıdır: “Muazzam sultan, Alâü’d-Dünya ve’d-Din. Peygamber Aleyhisselam’ın hicretinin 617 yılı başlarında, Kerimü’d-Din Erdişah yaptı.”    

Anadolu Selçuklu sanatının en gösterişli yapılarından biri de Sırçalı Medrese’dir. Asıl adı Muslihiyye Medresesi olan yapı Orta Anadolu’da çiniye “sırça” denildiği için içerisindeki çini bezemelerden dolayı Sırçalı Medrese adıyla anılmaktadır. Medrese 1242 yılında Keykubad bin Keyhüsrev zamanında Bedreddin Muslih tarafından fıkıh ve tefsir ilmi okutulmak için yaptırılmıştır. Bedreddin Muslih medresenin girişinde bulunan türbede metfundur. Medresenin eyvanı üzerinde bulunan çini bezemelerin ne yazık ki önemli bir kısmı günümüze ulaşmamıştır. Eyvanda bulunan altıgen çini kitabeye göre medresenin çini süslemeleri Muhammed Tusî tarafından yaptırılmıştır. Büyük sanatkâr Muhammed Tusî eyvana şu ifadeleri yazmıştır: “Yaptığım bu eserin dünyada eşi yoktur. Ben baki değilim ama bu eser hatıra olarak bakidir.” “Şükür Allah içindir.”, “Mülk Allah içindir.”, “Büyüklük Allah içindir.” ifadeleri de yine sanatkâr tarafından çini süslemeler arasına yerleştirilen kûfi yazılardan bazılarıdır. Eyvan üzerinde bulunan altıgen çini kitabelerden biri Almanya’ya kaçırılmıştır. Kitabe hâlen Berlin’deki Bergama Müzesi’nin İslam Eserleri Bölümü’nde sergilenmektedir.

Kuşkusuz Selçuklu çini sanatı denildiği zaman akla ilk gelen yapılardan biri de Beyşehir’deki yazlık saray olarak inşa edilen Kubadabad Sarayı’dır. Bu konuda Kubadabad Sarayı’nı farklı kılan şey ise çinilerde kullanılan figürlerin dinî yapılara göre daha zengin ve farklı bir çeşitliliğe sahip olmasıdır. Şayet köşk ve saray çinilerinden bahsetmeseydik bu yazı eksik olurdu. Saray çinilerinin bazıları yurt dışına kaçırılmış olup farklı şehirlerdeki müzelerde sergilenmektedir. Ülkemizden çalınan bu eserler en sağlam ve en nadide parçalardır. Çinilerde kullanılan figürler içerisinde insan, hayvan, kuş, balık, siren, griffon, sfenks gibi bazı efsanevî yaratıklar çoğunluktadır. Kazılarda bulunan çini eserler üzerindeki insan figürleri yuvarlak yüzlü, badem gözlü, küçük burun ve ağza sahip Uygur tipi diye tabir edilen insan figürleridir. Figürlerin çoğu Türk oturuşu diye tabir edilen bağdaş kurmuş vaziyette resmedilmiştir. Ayrıca gücü ve kudreti temsil etmesi sebebiyle sultana atfedilen çift başlı kartal figürüne de çokça yer verilmiştir. Genellikle mavi, turkuaz, siyah gibi renklerin hâkim olduğu bu çiniler sıraltı ve lüster teknikleriyle yapılmıştır.     

Tabii bir dönem Selçuklu Devleti’ne başkentlik de yapmış olan Konya’nın bütün yapılarını birkaç sayfalık yazıda anlatmak mümkün değildir. Biz de yazımızda Selçuklu çini sanatının Konya’daki en iyi örneklerinden birkaç tanesini anlatarak siz değerli okuyucularımıza Selçuklu çini sanatı hakkında genel bir fikir vermeye çalıştık. Örneğin Konya’nın farklı semtlerinde bulunan Selçuklu mescitleri bile başlı başına bir yazı konusudur. İnşallah bir yazımızda da burada bahsedemediğimiz diğer Selçuklu yapılarını anlatırız.

KAYNAKÇA

Şerare Yetkin, Anadolu’da Türk Çini Sanatının Gelişmesi, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Yayınları, İstanbul, 1972.                                  

Yazı Ve Fotoğraf
Ahmet KUŞ