
Gecenin bir yarısı, Alp Dağları arasından dolunay eşliğinde ilerliyorum. Bir ara aracı durdurup, indim. Karla kaplı dağlar, gündüze yakın bir aydınlık ve derin derin içime çektiğim taze hava. Teze ve temiz havayı içine çekmek gibisi yoktur. Yenileniyorum, tekrar araca binip İsviçre sınırına yakın Kara Orman bölgesine doğru yol alıyorum. Vakit gece yarısını çoktan geçti, dağlar arasında derin bir sessizlik ve dinginlik içersinde ilerliyorum.
Lauchrinegen'de kalacağım otele ulaştığımda bir sürprizle karşılaşıyorum. Otelin resepsiyon bölümüne kadar giriyorum, hiçbir görevli yok. Bir o tarafa bir bu tarafa görevli birini arıyorum, ama nafile. Önceden yerim ayırtılmıştı. Bana sekiz rakamdan oluşan bir şifre ve oda numarası vermişlerdi, ve de eklemişlerdi. “Eğer saat 00:00’dan sonra otele ulaşırsan odanın kapısındaki tuşlarla sana verdiğimiz şifreyi gir. Aksi halde dışarıda kalırsın” Ve öyle de oldu, dışarıda kaldım. Avrupa genelindeki otellerin çoğunda bu uygulanıyor. Önceden rezervasyon yaptırıyorsunuz ve size verilen şifre ile otelin dış kapısını, otoparkını ve odanızı açabiliyorsunuz.
Arabayı uygun bir yere çekip, otel odasına çevirmeye çalışıyorum. Koltukları yatırıyorum, paltomu kıvırıp yastık yapıyorum ve yatıyorum. Ve fakat gözüme gelen sokak lambasının ışığına müdahale etme şansım yok. Işık o kadar kuvvetli ki sanki 30 santim tepemde bir projektör yanıyor. “Yok, uyutmayacak bu beni, off geç oldu, yarın da erken kalkacağım, dinlenmem lazım” diye sayıklarken, bir cazırtı koptu, birkaç kıvılcım ve ışık söndü. Nasıl oldu da oldu düşünecek durumda değildim, yatıp uyudum. Sabah uyandığımda hayret üstüne hayret ettim. Nasıl oldu da söndü ışık hâlâ çözebilmiş değilim.
Günün ilk ışıkları ile zinde bir
şekilde uyandım. Alp Dağlarının temiz havasını tekrar tekrar içime çekip, yola
koyuldum. Beni buralara getiren neden, 'Akmam' diyen Tuna'nın kaynağını
görmek. Almanya'nın Kara Orman bölgesinden doğan Tuna Nehri, bugün onlarca
ülkeyi geçip, Sulina’dan Karadeniz'e dökülüyor.
Donaueschingen tabelasını
gördüğümde kaynağa yaklaştığımı anladım ve heyecanla yola devam ettim.
Donaueschingen kasabası daha çok tarihî binalardan oluşan küçük bir kasaba ve
ismini Tuna’dan almış. Kasabadaki sarı renk hâkimiyeti dikkatimi çekiyor.
Nihayetinde 'Donauquelle
Tuna Nehri, üzerine akan oluk oluk kandan dolayı; kızılla, kanla acıyla anılagelir. Oysa bu durum kaynağındaki berraklık temizlikle hiç uyuşmamakta... Tuna bu nedenle 'akmam, etrafımı yıkmam’ demektedir. Ve fakat buna rağmen Tuna akmaya devam etmektedir. Alplerin beyaz karlarından gelen temiz suyuyla yıkamaktadır tüm Avrupa’yı ve Balkanları. Belki de kan ve kir kalmayıncaya kadar yıkamak istemektedir. Tuna Nehri kaynağında o kadar saf ki. Kaynağı uzun uzun seyrediyorum. Dipten gelen kabarcıklar, benim gözlerim önünden yola çıkan su, onlarca ülkeyi geçip Karadeniz’e karışacak. Kaynaktan birkaç yudum su içiyorum.
Bu kaynak uzun yıllar boyunca bölgede bulunan sarayların içme su kaynağı olarak kullanılmış. Suyun tamamı bu saraylarda kullanılmış halkın içme suyu ise başka kaynaklardan sağlanmış.
Kara Orman bölgesine yaptığım yolculuğu hedefime ulaşmış olmanın mutluluğu ile bitiriyorum. Tuna’nın doğuşuna şahit olmak güzeldi. Buralara belki yeniden gelirim belki de hatıralarımdaki yerini alır. Ama benim için asla keşfetmek bitmez. Kendi şehrimde bile olsa…
TUNA NEHRİ
Tuna Nehri, Almanya'nın güneyinde
Kara Orman (Schwarzwald) bölgesinde Brege ve Brigach dağ ırmaklarının
Donaueschingen'den Karadeniz'e
döküldüğü Sulina limanına kadar uzunluğu
Tuna Nehri havzasının yüzölçümü
817 bin kilometre, uzunluğu
Yazı Ve Fotoğraf
Ali Sami PALAZ