
Yaklaşık bir yıldır sıklıkla
Ankara’dan Eskişehir’e gidip geliyorum. Yol sizi Polatlı’dan bir süre sonra
uzaklarda sivri kayalıkların bulunduğu yöne doğru alıp götürüyor. Her defasında
yol güzergâhımda bulunan bu kadim Anadolu şehri Sivrihisar’ı gezmek fikri
tazeyken bu defa ertelemek istemiyorum. İç Anadolu’nun kuzey bölgesinde bulunan
Eskişehir’in en büyük ilçesi olan Sivrihisar tabelasını takip edip içeriye giriyorum.
Pandemi günleri ramazan ayı üstelik sınırlı bir zaman aralığında olabildiğince
görmeyi istediğim tarihin izlerini yaşatan mimari eserleri görmek, hissetmek ve
hisardan Sivrihisar panoramasını izlemek istiyorum. Sivrihisar kayalıkların
eteklerinde kurulmuş olan bu yerleşim merkezinin Roma Bizans dönemindeki ismi “Spaleia” olarak bilinirken Selçuklular döneminde “Karahisar”
adını almıştır. Tarihi çok eskilere dayanan bu Anadolu şehrimiz Friglerden başlayıp, Romalılara, Selçuklulardan, Osmanlılara
oradan da günümüze kadar uzanan büyük bir tarih yolculuğunda yaşamış olup bu
medeniyetlerin kültürel mirasını taşıyan önemli bir şehrimizdir.
Sağımda Frig Kralı Midas’ın meşhur
Antik Pessinus kenti tabelasını geçerek şehir merkezine uzun bir bulvardan
giriyorum ilk gözüme çarpan Sivrihisar’la ismi müsemma olmuş meşhur nüktedan
Hocamız Nasreddin’in heykeli oluyor. Şehrin merkezine ulaşıp Ulu Cami ve
Alemşah Kümbetini gördüğümde burası kadim şehrin kalbi olsa gerektir deyip
aracımı uygun bir yere park edip heyecanla binlerce yıllık ahşap direkli bu ulu
mabedi keşfetmeye başlıyorum.
Ahşap Direkli Ulu Camii
İlk
durağım Anadolu’muzun yaşayan en büyük ahşap camisi Orta Asya çadır üslubunu
andıran görünümüyle “Ahşap direkli Ulu Cami” şehir ölçeğinde kapladığı alan ve özellikleri
itibariyle hakikaten muhteşem bir mabet. Caminin ön cephe girişinde hemen sağ
tarafta cami tarihine dair çerçeveli pano bilgilerine bakıyorum ilk önce; Caminin
tarihi çok eski, Eski Kitabeye göre yapım tarihleri 1231-1232 yıllarına tekabül
ediyor. Binanın banisi olarak görülen isim Sivrihisarlı Kadı Leşker Emir
Celaleddin Ali Bey. Lakin cami bugünkü günlerine Selçuklu döneminde, 1275
yılında Mevlana Celaleddin Rumi Hazretlerinin müritlerinden Eminiddin Mikail
tarafından yaptırıldığı şekliyle ulaşmıştır. Osmanlı döneminde 1440 yılında
İstanbul Şehremini Hızır Bey bu güzel camiyi aslına uygun olarak onarımını
yaptırmıştır.
Ahşap
Direkli Ulu Caminin duvarları kesme taşlardan yapılmış olup dört kapısı
mevcuttur. Çoğunluğu ardıç ve sarıçam ağacından oluşan 67 sütün üzerine inşa
edilmiş muhteşem yapının içinde adeta uzun servilerle dolu bir orman içindeymiş
gibi hissediyorsunuz kendinizi. Direkler, iç mekânı, mihraba paralel 6 şahına
ayırmaktadır. Ahşap direklerde kullanılan ahşap sütun başlıkları yanında
19 tanesinin üzerinde sütun başlığı olarak Pessinus antik kentinden başkaca
yapılardan alınarak getirilerek kullanılmış bir kısım farklı üsluplarda mermer
sütun başlıkları caminin görkemini bir kat daha artırmış. Ahşap direklerden 6 âdetinin
üst kısımları: geometrik şekiller, baklava dilimi levhalar, yeşil ve siyah
kalem işi boylar, palmetler ve bitki motifleriyle bezenmiş olduğunu görüyoruz. Bu
tarafıyla bana Özbekistan’daki ahşap muhteşem yapıları çağrıştırdı. Gidenler
bilir ahşap mimaride çok yaygın olarak sütunlarda oyma ve bezeme buradakinin
aksine sütunların alt kısmında kullanılmaktadır. Lakin ahşap sütun başlıkları
kalem işi süslemelerle muhteşemdir. Ahşap direkler mermer sütun kaideler
üzerine oturtulmuştur. Camide aydınlatma için orta çatı kısmına küçük bir
aydınlatma kubbesi yapılmıştır.
Anadolu
Selçuklu dönemine ait cami minberi gerçekten nadide bir eser; 1924 yılında
Kılıç Mescit camisinden alınarak buraya getirildiği bilinmektedir. Kitabesinde:
1245 tarihi yazılmış olan minber horasan işi Türk motiflerinin müthiş bir ahenk
içinde yorumlandığı Kundekari yapım tekniği ile ceviz ağacından oluşturulmuş kabartmalarla
bezenmiş Selçuklu ahşap işlemeciliğinin eşsiz bir eseri olarak bu kültürel
miras minberin en önemli yanı sahip olduğu kanatlı kapısı kapatıldığında sivri
kemerle oluşan taç altında kapıya işlenen Ayet-el Kürsidir.
Cami
ülkemizin sahip olduğu en önemli ahşap mimari kültür mirasları arasında olup Sivrihisar
Belediyesinin 2015 yılında yaptığı başvuru neticesinde Ulu cami, UNESCO
tarafından “Dünya Kültür Mirası” geçici listesine dâhil edilerek koruma altına
alınmıştır.
Ulu
camiden sonra hemen arkasında bulunan Alemşah Kümbetini geziyorum.
Alemşah Kümbeti
Ahşap Direkli
Ulu caminin kuzeyinde yer alan Alemşah Kümbetinin çevresi park ve sosyal
dinlenme alanı olarak düzenlenmiş olup kümbet eskilerde medrese alanı
içindeymiş. Kümbet şimdilerde dönüşüm çalışmalarında nedense eski orijinal
formunu korumak yoksa yeniden oluşturmak, canlandırmak yerine bu çeşit kolaycı
uygulamalara yöneliyoruz maalesef. Bilinen meşhur Selçuklu kümbetlerinden biri
diye düşünüyorsunuz ilk bakışta lakin yakın detay incelemeleri bizi tarihi çok
gerilerine Orta Asya’ya ata topraklarına kadar götüren imler, işaretler,
semboller ve figürlerle eski inanış izleriyle buluşturuyor. Melik Şah’ın şehit
kardeşi Sultan Şah için yaptırdığı bu kümbet 1327-1328 yıllarına
tarihlenmiştir. Dıştan yuvarlak gövdeli türbenin iç kısmı kubbeli dış kısım ise
piramidal külah olarak inşa edilen kümbet 2 katlı tipik Selçuklu kümbetidir. Yine
sekizgen kasnak üzerine kare kaide kübik gövdeli bir kümbet yapısı kesme taş, mermer
ve ara ara tuğla duvarla inşa edilmiş bir yapıdır. Değişik yıldız, hayvan
başları balık figürleriyle bezenmiş olup balık figürlerinin burç sembolü olduğu
tahmin edilmektedir. Alt katta mezar kısmı bulunmakta olup Selçuklu
motifleriyle bezenmiştir.
Camisiz Minare -Kılıç Mescit
Minaresi
Kümbet
ziyaretimin ardından parktaki görevlinin tarifiyle güzel eski renkli Sivrihisar
evleri arasından camisi olmayan minareye ulaşıyorum. Küçük Kağnı pazarı denilen
bir meydanın içinde zarif, mavi göğe uzanmış bir elif misali, adeta Sivrihisar’ın
şahadet parmağı gibi duruyor Kılıç Mescit Minaresi. Kılıç minaresi; Sivrihisar
kılıç hakkıyla fethedilmiş olmasından mütevellit ve dahi kılıca dayanılarak ilk
hutbenin okunduğu mescit olmasından dolayı bu ismi almış. Sivrihisar’ın en
önemli sembol eserlerinden biridir. Aslen ahşap bir yapı olan bu mescidden
geriye sadece günümüze bu minare ulaşmıştır. Minare eskiden var olan caminin
batı tarafında bulunmaktadır.4 basamaklı bir merdivenle Minarenin kapısına
çıkabilirsiniz.53 basamaklı minarede biri şerefe peteklik altında, diğeri
külahın altında olmak üzere iki camgöbeği yeşili çini kuşak mevcuttur. 4 büyük
basamakla çıkılır. Günümüzde yapılan düzenleme ile minarenin etrafı açık havada
namaz kılınabilecek durumdadır.
Saat Kulesi-Seyir Terası
Tarihi evler arasından yürüyerek nefes nefese tepeye
ulaşıyorum evi hemen oracıkta kulenin üzerine inşa edildiği yere yakın oturan
bir teyze bana nereden geldiğimi sorup soruşturduktan sonra bölgeyi tarif
ediyor önce cam seyir terasına çıkıp sonra kiliseyi ve açık hava heykel
müzesini gezebileceğimi söylüyor sağ olsun. Sivrihisar’ın kuzey tarafında kayalıklar
üzerine yapılmış kuleye çıkış için zikzaklı platformlar oluşturulmuş sizi
yormadan kuleye ulaştırıyor. Manzara enfes. Kayasaat’te denilen bu terastan Sivrihisar
Panoraması size alabildiğine ufka kadar gözlerinizin önüne seriyor… Camiler, hamamlar,
minareler, önemli yapılar, kırmızı kiremitli çatılar ve yer yer yeşillikler. Şehir
siluetinin önemli karakterlerinden biri olan kule içinde pirinç bir çan olup
belirli aralıklarla çan sesini duymanız mümkündür. 1899 yılında dönemin
Kaymakamı Mahmut Bey ve Belediye Reisi Yüzü güllü Hacı Mehmet Efendi tarafından
yaptırılmıştır. Kare prizma gövdeli 12 metre olarak inşa edilen kulenin saati Avrupa’dan
getirilmiş olup haftada iki defa kurulmaktadır. Kulenin alt kısmında bulunan
şanlı bayrağımız Sivrihisar’ın her yerinden görülebilmekte ve nazlı nazlı
dalgalanmaktadır.
Açıkhava Heykel Müzesi
Kulenin arka tarafından yürüyorum
aşağıya doğru sivri hisar etekleri yemyeşil. Doğaya belli aralıklarla yayılmış Sivrihisarlı
Heykeltıraş Metin Yurdanur tarafından yapılan heykeller aşağı kilisenin
bahçesine kadar yamaçlara yerleştirilmiş 100 adet heykelden açık hava heykel
müzesini oluşturmuş. Dağın yamaçlarına konuşlandırılmış 100 heykel mevcut. Anadolu
tarihi açısından önemli sembol isimler Alâeddin Keykubat, Mustafa Kemal
Atatürk, Kazım Karabekir, Âşık Baba, Bektaşi Dervişi Gül Baba, Balıkçılar, Demirci
Ustası, Kartal, Keçi, Pilot, Kırkpınar ağalarından Hüseyin Şahin, ünlü Türk
Halk Müziği sanatçısı ve derleyici Muzaffer Sarısözen, Yaşar Kemal, Nene Hatun,
Yunus Emre, Karacaoğlan ve Nasreddin Hoca heykelleri sergilenmektedir. Ülkemizdeki
açık hava sergilemelerine iyi bir örnek olduğu söylenebilir.
Surp Yerortuyun Ermeni Kilisesi
Anadolu’daki üç büyük kiliseden biri olan bu tarihi
Surp Yerotutyun Ermeni kilisesi de yine Sivrihisar’ın sembol yapılarından
biridir. Saat kulesinin bulunduğu kayalık eteklerinde yerleşik eski Ermeni
mahallesinin ortasında yer almaktadır. Osmanlı Sultanı Abdulmecid’in fermanı
ile 1853-1856 Kırım Savaşı esnasında Kırım ve Kafkasya’dan gelen göçmen
Ermenilerin kilisesi olarak kullanılmıştır. 1876 yılında bir yangında hasar
gören kilise 1881 yılında Patrik Nerses Varjabedyan döneminde mimar Mintes
Panoyat tarafından yeniden inşa edilmiştir. Yapının tamamında yerel kızıl taş
kullanılmış olmasından dolayı aynı zamanda “Kızıl Kilise” olarak da bilinmektedir.
Bu anıtsal yapıya batı yönünde kapısında melek figürlerinin bulunduğu harika taş
işçiliğine sahip kapıdan girilmektedir. Kilise birçok yazıt ve kitabeye
sahiptir, iki tarafında çan kuleleri mevcut olan Kilise şu an restore edilmiş olup
yerli ve yabancı turistler tarafından ziyaret edilmektedir.
Vakit akşam ve iftara çok kalmadı kısa
süre içerisinde binlerce yıllık tarihi ve kültürel mirasa ev sahipliği yapan
şirin Anadolu şehrimizi keşfetmek kolay değil. Bu kadim şehrin gezip görülmesi
icap eden çokça eserleri mevcut olup ilk akla gelenler arasında ünlü kral yolunun geçtiği ve Kybele
tapınağının bulunduğu Pessinus antik kenti, Kurşunlu Camii, Gavur Hamamı, Aziz
Mahmud Hudayi Camii, Kilim Müzesi, Akdoğan Mescidi, Hazinedar Camii, Hoşkadem
Camii, Çardak Hamamı, tarihi çeşmeler, üç kıtadan kuşların konakladığı
Balıkdamı Kuş Cennetini ilk bakışta olmazsa olmazlar arasında saydıktan sonra
kalan bu eserleri başka bir ziyaretimize rezerve edip Eskişehir’e iftara
yetişmek üzere yola koyuluyorum. Gün batımında güneşin bulutlarla dansını
izlerken biraz yorgun lakin tarihin farklı dönemlerine dair tanıklık ettiğim
güzel bir yolculuk yapmış olmanın sevinciyle Sivrihisar’a veda ediyorum...
Yazı Ve Fotoğraf
Salih DOĞAN