DOĞU MASALLARI

Masal dinleyen, daha doğrusu masal anlatan ebeveynler kaldı mı diye başlamak istiyorum? Ben masal dinleyen şanslı çocuklardanım. Dedem, nenem, annem, babam bana hep masallar anlatırlardı. Hatta evinde kalmaya gittiğim halam, teyzem bile uyumadan önce bize masal anlatırlardı.

​Masal dediğimiz şey, sadece çocukları uyutmak için anlatılan tatlı öykülerden ibaret değil elbette. Aksine; insanın binlerce yıldır biriktirdiği kederi, umudu, adalet arayışını ve sonsuz hayal gücünü kuşaktan kuşağa taşıyan diri bir hafıza. Doğu denilince akla gelen o efsunlu evren; Hindistan’dan İran’a, Arap coğrafyasından Anadolu’ya kadar geniş bir coğrafyanın kültürünü birbirine dokuyarak zenginleşen devasa bir anlatı mirasıdır.

​Çocukken dinlediğimiz Şehrazat’ın acımasız bir hükümdarın kararını değiştirmek ve hayatta kalmak için geceleri uzatan o büyülü sesi, Ali Baba’nın "Açıl susam açıl" sözüyle girilen gizemli mağarası,.Zekasıyla öne çıkan Morgiana, Sinbad’ın Basra Körfezi’nden Hint Okyanusu’na uzanan denizlerdeki tehlikeli maceraları, Alaaddin’in lambası ya da Cemşab'ın yer altı ülkesinde karşılaştığı Şahmeran’ın hüzünlü hikâyesi… Hepsi aslında bize bizi anlatır.

​Görkemli saraylar, altın işlemeli kaftanlar, ipek halılar, çeşmeli bahçeler, devler, ejderhalar, konuşan kuşlar veya uçan halılar bu anlatıların görünen yüzüdür. İşin özüne indiğinizde ise insanın kendi içiyle olan imtihanını görürsünüz. İhtiras, öfke ve kıskançlık gibi karanlık taraflarımızla; sabır, merhamet ve cömertlik gibi erdemlerin mücadelesidir masal. Ferîdüddin Attâr’ın Mantıku't-Tayr eserindeki Zümrüdüanka’nın (Simurg) hakikati arayan yolculuğu gibi; masallardaki yolculuk da bir yerden başka bir yere gitmek değil, insanın kendisini ve kendi hakikatini bulmasıdır.

Masal dünyası sadece Binbir Gece ile de sınırlı değildir. Şehnâme’nin yürekli kahramanı Rüstem’den Leyla ile Mecnun’a, Kelile ve Dimne’nin fabl öğütlerinden Dede Korkut’a ve Oğuz Türklerinin destansı anlatılarına kadar uzanır. Hakikati direkt insanın yüzüne vurmak yerine sembollerin arkasına gizleyerek söyler. Bu yüzden “masalları zaman yazar, insan söyler” denir.

​ Masalın Konya’daki Sergi Yolculuğu

​İşte Doğu’nun bu köklü ve zengin masal mirası, bugün modern sanatın farklı alanlarıyla birleşerek Konya’da çok katmanlı bir sergi deneyimine dönüştü. Konya Büyükşehir Belediyesi’nin "Benim Şehrim" etkinlikleri kapsamında hazırlanan “Doğu Masalları: Bir Varmış Bir Yokmuş” sergisi, 18 Eylül’de Depo No. 4 Sanat Galerisi’nde kapılarını açtı. Sergi, 18 Aralık 2026’ya kadar ziyaretçilerini ağırlamaya devam edecek.

​Küratörlüğünü Seyid Çolak ile Güven Adıgüzel’in yaptığı, yapımını Zürafart’ın, koordinatörlüğünü ise Samed Karataş’ın üstlendiği çalışma sadece yerel bir seçki sunmuyor. Türkiye’den sanatçıların yanı sıra Gazze, Tataristan, Kırım, Irak ve İran’dan ressamların katılımıyla uluslararası bir nitelik taşıyor.

​Sergideki eserler üç ana başlık altında toplanıyor: Doğu’nun Kendi Masalı, Batı’nın Doğu’ya Bakışı ve Modern Yorumlar. Minyatürden yağlı boyaya, karakalemden kaligrafiye kadar 60 civarında tablonun yanında; heykel, diorama, ahşap oyma, hurda metal, tekstil ve sepet dokuma gibi farklı disiplinlerden işler yer alıyor. Dijital sanatlar, 3D modellemeler ve ses-ışık enstalasyonları ise masal dünyasını sadece bakılan değil, içine girilip yaşanan bir tecrübe haline getiriyor.

​Gölge Fenerinin Işığında: Konya Masalları

​Serginin belki de en içten, yerel hafızaya dokunan köşesi "Konya Masalları" adını taşıyan deneyim odası. Konya’nın köylerinde, eski evlerin avlularında ve uzun kış gecelerinde anlatılan o unutulmuş hikâyeler bu odada yeniden ışığa kavuşuyor.

​Odadaki gölge feneri döndükçe duvarlarda canavarlar, kargalar, tüccarlar, çıraklar ve Nasreddin Hoca’nın suretleri beliriyor. Her bir gölge, geçmişten gelen bir sesi fısıldıyor kulağımıza. Tam da bu noktada, yolu bu şehirden geçmiş iki değerli masal emektarını anmamak olmaz: Biri masalları masal gibi yeniden anlatan Eflatun Cem Güney, diğeri o sözlerin izini sürüp derleyen, kaybolmaktan kurtaran Pertev Naili Boratav… Biri anlattı, biri derledi; Konya dinledi ve o anlatılar bugüne ulaştı.

​Serginin Mutfak Ekibi

·  ​Küratörler: Seyid Çolak, Güven Adıgüzel

·  ​Proje Yönetmeni & Yapım: Zürafart

·  ​Proje Koordinatörü: Samed Karataş

·  ​Dijital Sanat Yönetmeni: Hasan Eren Ayar

·  ​Kreatif Danışman: Hacer Yeğin Güneş

·  ​Katılımcı Ressamlar: Abdelrahim Farajallah (Gazze), Aygül Okutan (Tataristan), Betül Güleç, Burak Köse, Elmaz Osmanova (Kırım), Hasan Aktaş, Hatice Dikbaş, Mehmet Biten, Mehmet Fatih Şen, Nagham Saleh Alsaad (Irak), Pelin Çelik, Salih Yerlikaya, Sara Rahimi Karimabad (İran), Selvihan Çaylar, Yıldırım İnce, Zeliha Saçlı.

·  ​Üretim Ekibi: Mehmet Kurtepen (3D Modelleme), Ali Fırat Dövencioğlu (Diorama), Ahmet Küçükçalı (Dekor & Sahne Sanatları), Süleyman Kutay (Mekânsal Grafik), Mahmut Çevik (Heykel & Strafor), Aşır Güler (Ahşap Oyma), Mustafa Tuğrul (Hurda Metal), Hayriye Köşker, Zehra Küçükmotor, İremnur Ayar (Tekstil), Kübra Koç (Sepet Dokuma).

·         ​Not: Doğu’nun o zamansız masal dünyasında kısa bir yolculuğa çıkmak ve gölge fenerinin ışığında kendi hikâyenizle karşılaşmak isterseniz, sergi 18 Aralık 2026 tarihine kadar Konya Depo No. 4 Sanat Galerisi’nde sizleri bekliyor.

 

Yazı ve Fotoğraf
Julide YILDIZ