DENİZ ARCAK'IN MEVLANASI

DENİZ ARCAK: HAYATIMIN TAÇ BEYTİ

İnsanların hayatında dönem dönem, çıkmaza girdiği ve bunaldığı anlar olur, işte ünlü şarkıcı Deniz Arcak'da böyle bir dönem yaşamış ve yaşadığı bu dönemi nasıl atlattığını bizlerle paylaştı.

​Kendisinden dinliyoruz; "Hayatım kendime göre tamamen tıkanmıştı. Çaresizlik hissi, hiçlik duygusu vardı. Bir karanlıktaydım. Herkes yaşar arada bir. Halden hale geçiyoruz. Bu geçişlerin içinde bir hayır olduğunu bilmiyordum. Lütufların, kahırların arkasında gizli olduğunu bilmiyordum. O zaman daha katmerli yaşıyorsunuz çaresizliği, daha büyüyor." diyor 1999 öncesindeki günlerini anlatırken. Çevresinden kaçmış, yalnız bir insan haline gelmişti. Ancak bu hiçlik hissinin bir mertebe olduğunu sonradan öğrenecekti. Arcak'ın karanlıktaki hayatını aydınlatan ise Mesnevi ve bu Mesnevilerin tercümesini yapan Şefik Can ile tanışması oldu.

​O günlerde Deniz Arcak'ın bir çocukluk arkadaşının Diş Hekimi olan dayısının dükkânına hırsız girmişti. Tahir'ül Mevlevi'nin tercüme ettiği Mesnevi eserini çalmış ancak hırsız bir süre sonra bulunup Mesnevi'yi nereye sattığını söylemişti. Diş Hekimi, Mesnevi'nin satıldığı sahafın yolunu tutmuş, ancak o sahaf "Vallahi bunlar çok güzel. Biraz bende kalsın. Bak burada Tahir'ül Mevlevi'nin yeni bir tercümesi var, Şefik Can tarafından yazılan. Biraz ona bak." diyor. Böylece bir Mevlevi dedesi olan Tahir'ül Mevlevi'nin (Tahir Olgun) öğrencisi olan Şefik Can tarafından yazılan Mesnevi şerhleriyle tanışıyor. Bu şerhler, Deniz Arcak'a kadar ulaşıyor, o da aynı eserden bir tane alıyor; "Mesnevi'yi aldıktan sonra yalnız başıma vapura bindim, arkadaşımın işleri vardı. Mesnevi'nin naylonunu yırttım,ve Mesnevi denizine öyle bir düştüm ki bir daha kafamı kaldıramadım. Arkadaşlarım yemeğe çağırıyor, ben Mesnevi okuyorum; trafik tıkanıyor ben Mesnevi okuyorum. Susamışım, kana kana içebilmeye çalışıyorum."

Arcak, Mesnevi'yle tanışmasından sonra aynı arkadaşıyla köpeği Karpuz'u İstanbul Şaşkınbakkal'da yürüyüşe çıkarır. Arkadaşı "Burada Şefik Can oturuyor" deyince Deniz Arcak, köpeğini adeta unutup koşarak Can'ın kapısında bulur kendini. Kapıyı Hayat Nur Artıran Hanım açar. Kapıda bekleyen misafirleri içeri buyur eder "Ve o anda Şefik Can dedemi görüyorum, hayatımın aşkını yaşamaya başlıyorum." Diyor 42 yaşındaki Arcak.

​O anda neler konuştuğunu sorunca "Aşık olduğunuzda ne konuştuğunuzu hatırlar mısınız? Ben Şefik Can dedemi görünce bambaşka bir şey oldum. Dönüşüm benim için oydu. Bu aşk öyle bir aşk ki manen içimi doldurup içimdeki bütün boşluklara nüfuz ediyor. İçim dopdolu oldu, bir kelamıyla ya da bir bakışıyla içimdeki boşluklar kapandı. Çok sevdiğiniz bir şerbeti hamurun üzerine koyunca bütün boşlukları doldurur, kuruluğunu giderir ya, tam öyle bir his. Doyamayacağın ama doyuran bir aşk hissi. Sohbete başladığında içimize hitap ederdi. Hurafe veya en ufak saçma bir done bulamazsınız. Her şeyin ayağı yere basıyor, gayet ilmi ama tamamen gönlümüze hitap ediyor." diye cevaplıyor.

İnsan yaşamında dönüm noktaları oluyor. Ancak dönüm noktası olarak Mesnevi'yle tanışmasını gösteriyor. Şimdi hayatta olmasa da onun Mevlana'sı Şefik Can dedeydi. Kendisinde çok değişim görmediğini söylüyor. 'Fevkalade insanım diyebileceğim bir şey yok, bakışım fevkalade oldu diyemiyorum. Divanı Kebir, Mesnevi gibi tasavvufla ilgili eserleri okudum, ne kadarını içselleştirdim onu bilemiyorum ama bu hayatta çok büyük bir lütfa gark olduğumu görüyorum.

​Şefik Can divan edebiyatında şiir yazdırırdı. 'Taç Beyit' hangisi diye sorardı... Benim hayatımın Taç Beyti Şefik Can dedemdir. Çok büyük bir lütuftur. Ben okuduklarımı hayatımın içinde tatbik edemiyorum ama inanılmaz hale geçmiş bir ayna gördüm ve ondan baktım. Şefik Can dedemi gördüm, çok güzel, pırıl pırıl bir ayna. Onun için umudum var."

Yazı ve Fotoğraf
Selim ATAY