Dublin sokaklarında dolaşırken, şehrin canlı havasının
birkaç adım ötesinde bambaşka bir dünya olduğunu fark ettim. Kilmainham
Hapishanesi’nin önüne geldiğimde, daha kapıdan içeri girmeden bu yapının
sıradan bir müze olmadığını hissettim. Taş duvarlar sessizdi ama sanki
anlatacak çok şeyleri vardı. Bir gezgin olarak pek çok tarihî mekân gezdim,
fakat Kilmainham’a adım atmak, geçmişle doğrudan yüzleşmek gibiydi.
1787’de başlayıp 1796 yılında inşa edilen yapı, 1924’e
kadar hapishane olarak kullanılmış. Giriş bölümündeki bilgilendirme panolarını
okurken, buranın yaklaşık yüz elli yıl boyunca binlerce insanın kaderine
tanıklık ettiğini fark ettim. Hapishanenin kapatıldıktan sonra uzun süre terk
edildiğini ve sonunda gönüllülerin çabalarıyla restore edilerek 1971
yılında müze olarak açıldığını öğrendim.
Kilmainham
Hapishanesi, dünyadaki
tarihî cezaevleri ile karşılaştırıldığında orta büyüklükte olduğu söylenebilir. Yıllar önce ziyaret ettiğim Alcatraz’a kıyasla büyük, 2012’de
gördüğüm Auschwitz
gibi kamp tipi yapılarla
karşılaştırıldığında
ise hem alan hem kapasite bakımından çok daha küçük diyebilirim. Ancak
Kilmainham’ı önemli kılan şey büyüklüğü değil, taşıdığı tarihsel ve sembolik ağırlığı. İrlanda’nın bağımsızlık
sürecinde oynadığı rol, onu “küçük ama anlamı büyük” cezaevlerinden biri hâline
getiriyor.
Kilmainham,
18. yüzyılın sonlarında inşa edildiği için dönemin cezaevi anlayışına uygun
olarak tasarlanmış. Uzun koridorlar, tek kişilik hücreler, Doğu Kanadı (East Wing) gibi çok katlı bir ana blok, avlu ve
idari bölümlerden oluşuyor. Aynı anda birkaç yüz mahkûmu barındırabilecek
kapasiteye sahip.
Dar ve uzun koridorlarda yürürken ayak seslerim
yankılanıyor. Hücrelerin kapıları önünde durup içeri baktığımda, bu küçücük
alanlarda insanların yıllarını geçirdiğini hayal ediyorum. Hücrelerin basitliği
beni en çok etkileyen şeylerden biri oldu. Bir yatak, birkaç temel eşya ve
soğuk taş duvarlar. Bazıları ise tamamen boştu. Bir gezgin olarak, bu koşulları
görmek bana tarihin, kitap sayfalarından çok daha gerçek olduğunu gösterdi.
Gezinin en çarpıcı bölümlerinden biri Doğu Kanadı’ydı.
Yüksek tavanlı ve çok katlı bu alanın ortasında durup yukarı baktığımda,
gözetim sisteminin ne kadar baskıcı olduğunu fark ettim. Yukarıdan aşağıya
uzanan hücreler, mahkûmların her an izlenebildiğini hissettiren bir düzen
içindeydi. Burada dururken, yalnızca fiziksel değil, psikolojik bir
hapishanenin de varlığını duyumsadım. Sadece gezmek amaçlı bulunduğumu hatırlayıp
gülümsedim.
Hücrelerden birine merak edip girdim. Kapıyı
tekrar açtığımda içime dolan ferahlık, az önce yaşadığım hissin ne kadar berbat
olduğunu daha da belirginleştirdi. O an anladım ki, bu hücreler sadece
duvarlardan ibaret değil; insanın ruhuna dokunan, iz bırakan yerler. Bu
deneyim, gezimin en unutulmaz anlarından biri oldu.
Açık avluya çıktığımda gökyüzünü görmek kısa bir
rahatlama sağladı ama atmosfer hâlâ ağırdı. Avlunun, İrlanda tarihindeki önemli
olaylara sahne olduğunu öğrendiğimde, burada bulunmanın anlamı daha da
derinleşti. Sessizce etrafı izlerken, bir gezgin olarak turistik bir mekânda
değil, tarihin tam ortasında durduğumu hissettim.
Kilmainham Hapishanesi’nde kalan ünlü isimler gezinin
etkisini artıran bir diğer unsurdu. Charles Stewart Parnell, İrlanda’nın
bağımsızlık mücadelesinde önemli rol oynayan Patrick Pearse, Joseph
Plunkett, James Connolly, ülkenin devlet başkanı olacak Éamon de
Valera da bu hapishanede yatmıştı. Onların hikâyelerini okumak, hücrelerin
önünde dururken geçmişle aramda güçlü bir bağ kurmamı sağladı.
Gezinin son bölümünde yer alan sergi alanlarında
mektuplar, fotoğraflar ve kişisel eşyalar vardı. Bu eşyalar, tarihî olayları
soyut bir anlatı olmaktan çıkarıp insan hikâyelerine dönüştürüyordu.
Kilmainham Hapishane Müzesi’ni en çok ziyaret
edenler tarih meraklıları. Özellikle İrlanda’nın bağımsızlık süreciyle
ilgilenen kişiler için burası çok önemli bir nokta. Üniversite öğrencileri,
akademisyenler ve araştırmacılar müzeyi sıkça ziyaret ediyor. Okul gezileri
kapsamında gelen öğrenci grupları, müzenin eğitim yönünü öne çıkarıyor. Bunun
yanında gezginler ve turistler, şehrin kültürel ve tarihî durakları
arasında burayı mutlaka görmek istiyor. İrlanda halkı için ise burası yalnızca
bir müze değil, aynı zamanda kolektif hafızanın bir parçası.
Kilmainham Hapishanesi’nden ayrılırken kısa sürede
olsa kaldığım demir parmaklıklar arasından kurtulmanın verdiği rahatlama hissi
yüzüme yansırken, içimde ise derin bir hüzün ve saygı vardı. Bu gezi bana
yalnızca İrlanda tarihini öğretmedi; özgürlük, adalet ve insan iradesi üzerine
düşünmemi sağladı. Elli yılı aşkın süreden beri müze olarak hizmet veren
Kilmainham, bir gezginin zihninde uzun süre silinmeyecek izler bıraktı. Bazı
yerler vardır, gezilip geçilmez; insanı değiştirerek uğurlar. Kilmainham
Hapishanesi benim için tam olarak böyle bir yer oldu.
Yazı Ve Fotoğraf
Benian ÇULHAOĞLU