Angelica Akbar

Sanırım 30 yıllık bir öykü; sizin Türkiye’ye gelerek ülkemize yerleşmeniz ve Türk toplumu ile bütünleşmeniz. Herhalde Türkiye’ye yerleşerek bizimle bu kadar bütünleşebilen başka bir sanatçı yoktur.
Evet, gerçekten Türkiye benim kalbimdedir. İlk bakışta ülkenize âşık oldum. Ben ruhen bütünleşmenin ancak aşk varsa olabileceğine inananlardanım.


-Doğduğunuz topraklardan başlayarak Türkiye’ye gelişiniz ve bugüne kadar yaşadıklarınız, bu süreçten bize bahseder misiniz?

Bunları anlatmak, aslında tüm hayatımı anlatmak anlamına geliyor. Ama çok kısa bir özetle, Sovyetler Birliğinde, Kazakistan'da doğdum. Annemin ailesi Kazakistan'a dedemin işleri dolayısı ile gelmiş; babam ise oradaki orkestrayı yönetmesi için şef olarak atanmıştı. Annem o zamana kadar müzik eğitimi almıştı (piyanist ve koro şefi idi) ve babam ile müzik sayesinde tanışmışlardı. (Babam hem orkestra şefi, hem de felsefe profesörü idi.) Evde birçok müzik enstrümanı vardı. Ama ifade gücü açısından en zengini tabii ki piyano idi. Böylece müziğe doğuştan başladım diyebilirim. 2.5 yaşında notaların isimlerini, porte üzerindeki yazılışını, seslerini ve piyanodaki yerlerini biliyordum, annem bir şekilde bana anlatmıştı. Müziği çok sevdiğim için hemen öğrendim. 4.5 yaşında iken artık besteler yapmaya başladım ve 5 yaşından itibaren kişisel konserler vermeye başladım. Üstün yetenekli çocuklar için kurulan okulda 11 sene eğitim gördüm. Sonra Konservatuvar (yani üniversite, lisans) eğitimi. Sovyetler Birliği yıkılmadan 1 sene önce oradan ayrıldım. UNESCO üyesi idim ve ilk eşim ile uluslararası bir film üzerine çalışırken önce uzunca bir müddet Hindistan'da kaldık. ( Eşim filmin senaryo yazarı, ben ise filmin bestecisi idim) Sonra sıra Türkiye'ye geldi. Çekim işlerimiz de uzayınca ilk oğlum Yürek İstanbul'da doğdu. Zaten bu topraklara ayağımı bastığım anda da âşık olmuştum. Türkiye'de kalmamın asıl nedeni bu oldu. Daha sonra, SSCB dağılınca ve ailemin birçok ferdi Avrupa'ya, Amerika'ya dağılınca herkes beni defalarca yanına çağırdı, tüm imkânları sunarak. Hiç birini kabul etmedim. Çünkü dediğim gibi, ben burada kendimi çok özel hissettim, Türkiye’yi çok sevdim.

Türkiye’ye gelince yüksek lisans ve doktorayı Hacettepe Devlet Konservatuvarında İstemihan Taviloğlu ve Turgay Erdener sınıfında orkestra şefliği ve bestecilik bölümünde tamamladım. Ankara Üniversitesi Devlet Konservatuvarının da ilk kurucu öğretim üyesi oldum.


-Yurt içinde ve yurt dışında birçok konser verdiniz, sanat aktivitelerine katıldınız, farkındalık çalışmaları yaptınız. Adeta bu toplumun bir kültür elçisi olup bütün bir dünya coğrafyasında temsil ettiniz. Bu nasıl bir enerji? Nasıl bir aidiyet duygusuyla bu güçlü kültür bağını kurabildiniz?

İnsan sevdiği şeyleri paylaşmayı seviyor. Ben ise insanları seviyorum, müziği seviyorum. İnsanları ve kültürleri birbirleri ile buluşturmayı seviyorum. Bana bu büyük mutluluk veriyor. Bu alışılmış anlamında bir ‘iş’ değildir, benim için bu hayatın ta kendisidir. Elbette ekonomik açıdan müzik benim bu dünyada para kazandığım bir araçtır aynı zamanda, ama bunu derin sevgi ve mutluluk ile yapıyorum.


-Pandemi dönemini nasıl geçirdiniz? Ailesiyle ön planda olan birisiniz. Anneniz, çocuklarınız ile İstanbul da yaşıyorsunuz, İstanbul’u yaşayabiliyor musunuz? Nasıl aktiviteler yapıyorsunuz?

Ben her zamanki gibi, müzik çalışmaları yaptım, piyano çalıştım, kitap okudum, bahçede zaman geçirdim, fotoğraf çektim. Bir değişiklik olmadı bu anlamda. Sadece uzunca bir müddet konserlerde dinleyicilerim ile buluşamadım, bu üzücü oldu.

-TRT 2’de ‘Anjelika Akbar ile Sesler’ programını yapıyorsunuz. Çok izlenen ve  çok beğenilen bir program, nasıl hazırlanıyorsunuz? Biraz işin sahne arkasından bahseder misiniz?

İnsanların tanımasını istediğim kişileri konuk ediyorum ya da tanımadığım ama çok merak ettiğim kişileri davet ediyorum. Hem tanıyım, hem de tanıtayım diye. Her konuğa en az iki hafta boyunca hazırlanıyorum. O kişiyi daha önce tanıyorsam bile, onu yeniden keşfediyorum. Derin bir araştırma yapıyorum, sonra da sorularımı hazırlıyorum. Sorularım hazır olsa da, program esnasında elbette spontane olarak birçok konuya giriyorum, sohbet serbestçe akıyor. Sonunda da her konuğuma bir doğaçlama yapıyorum, piyanoya geçip. Öncesinde hiçbir nota bile bilmiyorum, ne çalacağım ikimiz için de meçhul. Tek yaptığım, içime bakmak ve konuğum ile ilgili bende oluşan duygu ve düşünceleri tam o anda müziğime yansıtmak.


-Sizi biz her zaman  mütevazi kişiliğiniz ve sempatik duruşunuzla tanıyoruz. Lakin kişiliğinizle bütünleşen bir sufi tarafınız var, biliyorum ki ilahiler yaptınız; Yunus Emre ve Hz. Mevlana’nın sizin yaşam felsefenizde etkisi çok büyük insanlar. Neler söylersiniz?

Müzik, felsefe, maneviyat çocukluğumdan itibaren hayatımda iç içe olan olgulardır. Özellikle Doğulu düşünce sistemi ve manevi yolu bana çok yakın. Dünyada birçok manevi zat kendi hazinesini bıraktı bizlere. Bu hazine canlıdır ve hazır olan kişiyi her zaman bekler. Yeter ki, buraya niçin geldiğimizi, hakiki anlamda hatırlayalım diye. Tüm manevi büyüklerimiz bizler için çok sayıda yol işareti bıraktı. İyi ki varlar, kabımız ne kadar ise, onlardan o kadar alabiliriz ve hayatımıza katabiliriz.


-Konya da hiç konser vermeyi düşünür müsünüz? Öyle bir atmosferde sizin etkileşiminiz ile muhteşem bir performansın ortaya çıkacağını düşünüyorum.

Yıllardır Konya da konser verme arzum vardı. Ancak bu bir türlü olmadı. Sanırım zamanını bekliyor. Konya ile derin bir bağım var. Kalben. Bekliyorum, zaman gösterecek.

- Amerika’da bu sene ‘Yılın Besteci ve Piyanisti’ seçildiniz, bir de ‘Yılın İnsanı’. Anlatır mısınız?

Evet, binlerce kişi arasında yapılan bir ankette benim ismim öne çıkmış. Benim için de sürpriz oldu. Çok önemli bir yayın evinin editörü bana ulaştı ve bunu bildirdi. Bu durum bu sene basılan çok özel bir kitapta yansıtıldı. Kitabın kapağında da yer aldım, bu benim için ayrıca bir sürpriz oldu. Kapakta birkaç ülkenin cumhurbaşkanı, Papa ve Dalai Lama gibi bazı manevi liderler de yer almıştı. Bu kitap ve haber Amerika, Avrupa ve Türkiye medyasında geniş yankı bulmuştu kısa zaman önce.

 Anjelika Akbar

Senfonik Orkestra ve Oda Orkestrası ile koro, piyano ve diğer enstrümanlar için 500’den fazla bestesi bulunan Anjelika Akbar 2,5 yaşında iken nota biliyor ve piyano çalabiliyordu. 4 yaşındayken mutlak kulak yeteneği fark edilen Anjelika Akbar, Moskova Tchaikovsky Devlet Konservatuarı öğretim üyelerinin dikkatini çekti ve konservatuar bünyesindeki harika çocukların okuduğu okula kabul edilip, eğitimine okulun Taşkent Uspenski şubesinde devam etti. 11 sene boyunca piyano ve bestecilik bölümünde V. Fadeeva, A. Berlin ve A. Zeydman’ın öğrencisi oldu. Sonrasında 5 sene boyunca Taşkent Devlet Konservatuvarında Bestecilik bölümünde Prof. A. Berlin ve Prof. F. Yanov-Yanovsky ile beste ve orkestrasyon eğitimini tamamladı. Sovyetler Birliği Besteciler Kurulu, Anjelika Akbar'ı “En İyi Genç Besteci” olarak seçti.

 

Bestecilik ve Orkestra Şefliği yüksek lisansını ve doktorasını UNESCO üyesi olarak geldiği ve sonrasında da yerleştiği Türkiye de, Hacettepe Devlet Konservatuarında Doç. Turgay Erdener’in sınıfında tamamladı, ayrıca Selma Berk ve Djoke Winkler Prins’ten vokal dersleri aldı.

Anjelika Akbar 14 albüm yayınladı, aralarında 2002 yılında çıkan Vivaldi’nin “Dört Mevsim” keman konçertolarının dünyada ilk kez solo piyano uyarlaması, Sony Music International etiketiyle çıktı ve Sony Classical kataloğuna girerek, bu katalogdaki ilk Türk Klasik Müzik albümü oldu.

Piyano için bestelediği 12 eserden oluşan, “Gençlik Albümü” (Anjelika Akbar- Rosenbaum Album Pour La Jeunesse) EMR Paris tarafından 2006 yılında Fransa da nota olarak yayınlandı. Anjelika Akbar ayrıca pek çok ulusal ve uluslararası ödülün de sahibidir, Dünyanın birçok ülkesinde sayısız konser vermiştir.

Son 4 sene boyunca Bülent Özükan -Genel Yayın Yönetmeni ve Murat Öneş -Genel Sanat Yönetmeni (Boyut Yayın Grubu /Boyut Publishing International www.boyut.com.tr ve ONE'S Media) ile ortak olarak Dünyanın en geniş Ayvazovski dijital koleksiyonunu yarattıkları uluslararası projesi olan “Ayvazovski’nin İstanbul’u” ve ‘Pitoresk İstanbul’ için dijital sergiler ve kitap yayınını gerçekleştirdiler. Anjelika Akbar’ın Proje Yöneticisi ve Müzik Direktörlüğünü üstlendiği, Ayvazovski tablolarının dâhil olduğu ‘Pitoresk İstanbul’ 9 ay boyunca İstanbul Deniz Müzesi’nde sergilendi. Murat Öneş’in kurduğu ONE’S Media’nın ortağı olarak birlikte gerçekleştirdikleri sergi-konser formatındaki gösteriler “Ayvazovski’nin İstanbul’u” teması ile New York, Los Angeles, Ankara, Erivan ve Feodosya’da gerçekleştirildi.

 

 

 

 

 

Yazı Ve Fotoğraf
Salih Doğan