
Bir ülke düşünün ki, kişi başına düşen millî gelire değil de, kişi başına düşen
millî mutluluğa bakıyor olsunlar. 2006’da Business Week’in yaptığı bir
araştırmaya göre Butan, Asya’nın en mutlu, dünyanın ise sekizince en mutlu
ülkesi. Bu mutlu ülkeyi daha da mutlu edebilmek için biz turistlere de bir
görev düşüyor, tabii ki! Mevsimine göre gün başına 200-250$ ayakbastı parası
ödememiz gerekiyor. ‘Kuzu sampu’, yani ‘Merhaba Butan’!
Butan,
her sene belli sayıda turist kabul ettiğinden, ülkeye günde topu topu iki uçak
iniyor. THY’den sekiz uçak aldıklarını söylüyor rehber. Zaten sokaktaki insan
GS, FB diyor, “İstanbul?..” dediğimizde. Trafik ters yönde akıyor burada.
Sokaklardaki başıboş köpekleri getirene 1$ ödüyor devlet ve bu köpekleri hadım
ediyor.
Kraliyet
emrine göre Butan’da tüm inşaatlar geleneksel tarza uygun olmak zorunda. Cicili
bicili boyalı ahşap Butan evlerinin duvarlarında hem bereketi sembolize eden
hem de evi nazardan koruyan erkek cinsel organının resimleri var. Bahçelerin
olmazsa olmazı, üstünde duaların yazılı olduğu dua bayrakları... Rüzgârla
dalgalanan bayraklardaki dualar; okunmuş sayılıyor, tanrılara erişiyor, iyilik,
şifa ve mutluluk yayıyor. Damlarda uzaklardan görünen kırmızı lekeler, kurumaya
bırakılmış acı biberler. Balkonlarda ise kuşlar gagalamasın diye tüller
arasında kurutulan etler asılı.
Başkent
Timpu, 1960’ların sonları ile 1970’lerin başları arasında kurulmuş. Anı Stupası
ve Taşiço Manastırı gezilecek yerlerden bazıları. Budist geleneklerine göre
tapınaklardaki Buda figürlerine yapılan tüm sunumların tek sayı hâlinde olması
gerekiyor ve en kutsal sayı olan yedi, gökyüzünün yedi ilahi katına denk
geliyor. Tapınaklar hem dinî hem de idari merkezler. Dış avluda devlet
ofisleri, iç avluda ise manastır bulunuyor. Buda'nın dinî amaçla yapılan
resimleri festivaller haricinde bir perdeyle örtülüyor. Tanrısal bir şeye
sürekli bakmak insanoğluna ağır geleceğinden bu çareye başvurmuşlar. İnsanlar
bu resimlerden enerji ve güç alıyor.
YILDIRIM
EJDERHANIN ÜLKESİ
İki
taraflı asaya benzeyen bir sembol olan “vajra” sembolü, hem yıldırım hem de
pırlanta anlamına geliyor. Yıldırım karşı konulmaz bir gücü sembolize ederken
pırlanta kesebilen ama kesilemeyen bir gücün varlığını betimliyor. Yani vajra,
ruhani gücü ve ruhun kararlılığını ifade ediyor Budistlere. Millî amblemlerinde
bir lotusun üstünde iki vajra ve iki ejderha, etrafında da bir mücevher var.
İki vajra, din ve devlet işlerinin uyumunu; lotus, saflığı; mücevher, egemen
gücü; iki ejderha ise ülkenin ismi olan ‘Yıldırım Ejderhanın Ülkesi’ni
sembolize ediyor.
ERKEKLER
DE ELBİSE GİYER
Devlet
ofislerinde çalışanlar geleneksel kıyafet giymek zorunda. Erkekler bir tür
elbise giyip altına dizlerine kadar uzanan çoraplar giyiyorlar. Tapınağa
girerken herkesin uzunca bir şal takması gerekiyor; bu dinî kıyafetlerinin bir
parçası. Takmayanları uyarıyorlar. Hatta festivalden sonra gazetelerde
eleştiriler göze çarpıyor; bu şalları yağmurdan korunmak için başlarına
örttükleri ya da yastık yapıp üstüne oturdukları hakkında.
Statülerine
göre erkeklerin şalının rengi de değişiyor. Kral, sarı giyerken halktan biri
krem rengi giyiyor şalını. Yüksek düzey devlet yetkilileri ise kırmızı bir
şalla giriyor içeri. Tapınaklara kısa kollu bluzla girmekse hoş karşılanmıyor.
KASKONUZU
NASIL YAPTIRIRSINIZ?
Şans
bu ya, Metal Festivali zamani Paro Vadisi’ndeyim. Arabanızı kazadan korumak
için ne yaparsınız? Öncelikle bir mavi boncuk asarsınız, değil mi? Eee sonra?..
Bir kasko yaptırırsınız... Butanlıların da kendilerine göre bir yöntemi var.
Metal
eşyası yani arabası, makinası ya da ekmek kızartıcısı olan, Paro Vadisi’nde
yaşayan Butanlı, 17 Eylül’de Gangtey ya da Paro Manastırı’ndaki festivale
gidiyor. Rahipler, yüzlerinde hayvan sembollü maskeleri ve rengârenk
kıyafetleriyle biteviye bir müzik eşliğinde dans ederken onlar da içlerinde
duaların yazılı olduğu “dua tekerleri”ni çeviriyor. Elbette ki çoluk çocuk,
kadın, erkek, bayramlıklarını giyip geliyor.
Manastır
deyince şöyle bir gözlerinizi kapayıp hayal edin. Yemyeşil bir dağa
bakıyorsunuz, önünüzdeki manastırın parçası olan kırmızı ve beyaz boyalı ahşap
oymalar beyaz betonda dans ediyor. Bordo kırmızı roblarıyla rahipler etrafta.
Kimi rahipler kendilerine ayrılan locadan seyrediyor festivali. Sahnenin
yanında ise yüksekçe bir yerde deneyimli rahipler, tören davullarını ve
zillerini çalıyor. Arabalar, balonlar ve çiçeklerle süsleniyor. Tanrı figürleri
festivalin ilk günü kutsanıyor, ertesi gün nehre atılıyor, böylelikle bir sene
boyunca metal eşyalar güvence altına alınıyor, kazasız belasız bir sene daha
atlatılacak diye inanılıyor.
Darji
adlı bir Butanlıyla sohbet ediyorum festival çıkışında. Alman ve Amerikalı
işadamları da var yanında. Yatırımların ekolojik dengeyi bozmayacak şekilde
yapılması için danışmanlık yapıyor. Ülkeye TV, on iki sene önce gelmiş.
Otuz
yaşlarındaki Oxford Uluslararası İlişkiler mezunu kral Jigme’yi, Elvis’e
benzeten çok. Festival boyunca üç gün halkının elini sıkıyor. Ee ülkede topu
topu 700.000 kişi yaşıyor. Kralın babası, dört kız kardeşle evli. Aileyi
kapatmış anlayacağınız. Yeni kralsa çok eşliliği kaldırmış. Çünkü üvey anneleri
aynı zamanda teyzeleri, kardeşleri aynı zamanda kuzenleri. “O zaman abisinin
çocuğu nesi olur?” diye soran bilmece gibi oldu değil mi? Kralın bir görevi de
dinî seremonilere katılmak. Gelmezse ve yağmur yağmazsa, suçlanılacak kişi o! Butan
sokaklarında, bütün krallarının ya da eski kralın, eşleriyle birlikte resimleri
var. Hatta kralın resmini yaka iğnesi şeklinde bile yapmışlar, satıyorlar.
Butan
kralı Jigme, 2011’de evlendiğinde Asya sarsıldı. Asya sarsılsa gene iyi, dünya
sarsıldı. Yahoo’da haber üstüne haber. İngiltere’de uluslararası ilişkiler
okumuş Butan Kraliçesi Jetsun Pema, yeni kraliyet stil ikonu oldu, diye. Yahoo
diyor ki, “Tamam Kate Middleton, bilinmedik modacıları gün ışığına çıkarıyor,
eski modaları geri getiriyor amma ve de lakin 21 yaşındaki Jetsun Pema’nın
gelinliği de süperdi!” Gelinlik, Butan’ın geleneksel kıyafetleri olan ve
bileklerine kadar uzanan, sarılarak giyilen “kira” denen etekti ve aylarca elde
işlendi. Modacıların gözünden Avrupai moda yaklaşımları da kaçmadı. Bir kere kolların kontrast renkte olması, o
sene Burbery ve YSL’nin kullandığı trend. Ayakkabılar ise Fendi’nin moda
anlayışı. Muhtemelen, modacılar o senenin modasında Butan geleneksel
kıyafetlerinden esinlendi, tam tersinin olması pek mümkün gözükmüyor.
Tur
şirketleri, “son Shangri-la” yani dünyadaki son cennet diye anılan bu ülke bu
kadar göz önünde olunca hemen bu işi nakde çevirmenin bir yolunu bulmuş; Butan’da
evlilik yemininizi tekrarlamanız için bir tur düzenliyor size özel. Budist
rahipler, önce yıldız haritanıza bakıp sizin için hangi tarihin önemli olduğunu
söylüyor, ona göre yola çıkıyorsunuz. İki cihanda da mutlu olabilmeniz için
Budist rahipler ile lamalar, sizleri dualar ve seremonilerle yeniden
evlendiriyor, kutsuyor.
ERİL
VE DİŞİ NEHİRLER
İki
nehrin birleştiği yerde tapınaklar inşa etmişler. Nehirlerin eril ve dişi
olarak birleştiğine inanıyorlar. Punaka Manastırı bunlardan biri. 1950’lere
kadar hükümet her yıl kış aylarında Timpu’dan Punaka’ya taşınırmış. Bu
manastırdaki kutsal bir emanet yüzünden 8. yüzyılda Tibetliler ve Butanlılar
savaşmış. Vangdi Podrang Manastırı ise 1350 rakımda yer alan, gene iki nehrin
birleşiminde kurulmuş bir başka tapınak. Bu manastırdaki üç Buda heykeli
geçmiş, bugün ve gelecek Buda’yı ifade ediyor.
NE
ÇEŞİT MANTAR SEVERSİNİZ?
Butan
yemekleri oldukça acılı... Küçük, acı yeşilbiberi, sebze niyetine kullanarak
yemek yapıyorlar. Mantıya benzer ‘momoları’ ise damak tadıma uygun. Tezgâhlarda
iplere dizilmiş yak peynirleri satılıyor. Süte batırdıktan sonra kurusun diye
asıyorlar. Kırmızı pirinç ve 400 çeşit mantar yetişiyor bu topraklarda. Tabii
ki Japonların hayran kaldığı ‘Shiitake’ mantarı da buralarda büyüyor yetişiyor.
Yollarda
doğal olarak marihuana yetişiyor. Çiftçiler yapraklarını eziyor, pirinçle
karıştırıp domuzlara veriyor ki böğürüp durmasınlar.
ÇOCUĞUNUZA
NASIL İSİM VERİRSİNİZ?
Butanlılar
doğan her çocuğu geleceğin atası olarak gördüğü için kız ve erkek çocuk
arasında bir ayrım yapmıyor. Anne yeni doğan bebekle birlikte yerel bir
tapınaktaki yerel bir tanrının lütfuna mazhar olmak için tapınağa gidiyor ve astrolog
rahipler genelde o tanrıyla ilgili bir ismi bebeğe veriyor. İlk ismin verilmesi
oldukça kolay! Bebeğin ilk ismi doğduğu gün (Salı, Çarşamba vs.), ikincisi ise
kutlu isimlerden biri oluyor. Çocuk doğduğunda, anne üç gün boyunca aile
haricinde kimseyle görüştürülmüyor. Ancak ev tütsülendikten sonra misafirler
kabul ediliyor. Gelenler hediye olarak giysi, mısır, pirinç ve un getiriyorlar.
11
yaşındaki çocuklar bile şakır şakır İngilizce konuşuyor. Billboardlarda
İngilizce bildiriler var. Çiftlere uygun dans yarışmasından “Kadınlar, oy verin!”
ilanlarına kadar her şey İngilizce.
Çok
eşle evlilik yaygın. Köylerde, kadınlar da çok erkekle evlenebiliyor. Rehberin
dediğine göre, kapının önünde diğer eşin ayakkabısını gören koca eve girmiyor.
Evlilik
cüzdanı falan gibi bir şey mevcut değil. Yöresel düğün kıyafeti giymiş çifti,
mutlu evliliği olan başka bir çift kapıda bekliyor. Zenginlik ve bereket
sembolü olarak bir tas su ve süt ikram ediyorlar. Damat ve gelin birbirlerine
pirinç şarabı sunuyor, bu da paylaşmaya başladıkları anlamına geliyor.
Evlenenlere tek sayıda beyaz fular hediye ediliyor.
AKBABALARA
BIRAKILAN CENAZELER
Bebek
cüzzamdan ölürse akbabalara yem ediliyor, başka sebeplerden dolayı ölürse nehre
atılıyor. Bazı Butanlılar bu sebepten balık yemiyor. Ölümden sonra 21 gün
boyunca beyaz dua bayrakları dalgalanıyor. Çocuk 2-8 yaş arasında ölürse
rahibin dediği günde, dediği tepeye çıkıp çocuğun ölüsünü akbabalar rahatça
yesin diye bir taşın üstüne geriyorlar. Vücut tamamen yenene kadar bekliyorlar,
o yüzden de çadır ve yiyecekle tırmanıyorlar tepeye. Bazen 2-3 gün sürüyor, vücudun
akbabalar tarafından tamamen yenme işlemi. Hava şartları kötüleşebiliyor. O
zaman çocuğun kötü karması olduğuna inanılıyor. Kötü karması olan insandan
sonra dokuz kişinin birden aynı köyden öleceğine inanıyorlar. Kalan kemikler
toz haline getiriliyor. Bedenden hiçbir şey kalmasın diye özen gösteriyorlar.
9
yaşından büyük biri öldüğünde ise beden yakıldıktan sonra kemikler taşla unufak
ediliyor ve bu toz mağaralara bırakılıyor. Küller ise nehre dökülüyor. Ölünün
ardından yedi gün boyunca kesintisiz dua okunuyor ki ruh yolunu bulabilsin.
Ölümün 7, 14, 21 ve 49. günleri önemli günler olduğundan, o günlerde dua
bayrakları dikiliyor ve dualar okunuyor. Bu dualara akrabalar davet ediliyor,
onlar da gelirken alkol, pirinç ve güneşte kurutulmuş meyve ve sebzeler
getiriyorlar. Vefatın ilk ve beşinci yıldönümünde yine dualar okunuyor ama
sonrasında nasılsa başka bir vücutta şimdiye kadar doğmuştur diye okumayı
bırakıyorlar. Dua okunmazsa ruhun gelip kendilerini rahatsız edeceğine
inanıyorlar.
ÜLKEDE
SİGARA YASAK
Butan’da
sigara içmek her ne kadar yasak olsa da, bu yasak sık sık deliniyor. İlk kez
yakalanana 500 ngultrum (6 euro civarında) ceza, ardından da hapis cezası
veriliyor. Parayla tahliye falan da yok. Halk betel denen bir yaprağı çiğniyor
onun yerine, çoğu Asya ülkesindeki gibi. Kafa yapıyor, diyor rehber. Sırf kafa
yapsa iyi, Dünya Sağlık Organizasyonun (WHO) 2004’te yaptığı bir araştırmaya
göre ağız kanseri de yapıyor. Diller kırmızı, dişler kırmızı, tükürükler
kıpkırmızı...
Butan
gazetesi, İngiltere’den gelen bir danışmanlık grubunun Butanlı politikacılara
iki günlük demokrasi semineri verdiğini yazıyor. Bu seminerin amacı,
politikacılara görevlerini ve sorumluluklarını, parlamento komisyonlarının ne
işe yaradığını, kuvvetler ayrılığı ilkesini anlatmak. Butan 2008’de demokrasiye
geçmiş ve dediklerine göre koruyucu putları sayesinde işler iyi gidiyor. Gazetedeki
bir diğer haber, Doğu Butan’da 2005’ten beri çalışmayan diyaliz makinasının
sonunda tamir edildiği.
Bu
ülkede zaman; dua davulları çalıp, flütleri üfleyip, çanlara vurup, mantraları
tekrarlayıp, çakralara eller koyup, tütsüler, yak mumları yakıp, tereyağlı
çaylar içip, pirinçleri alınlara yapıştırarak geçiyor. Belki de bana öyle
geliyor!
Yazı Ve Fotoğraf
Mehpare SÖZENER